13 Kasım 2018 Salı

BANDIRMA ON YEDİ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ ULUSLAR ARASI BANDIRMA VE ÇEVRESİ SEMPOZYUMU SEMPOZYUM PROGRAMI VE BİLDİRİ ÖZETLERİ 17-18-19 Eylül 2018 tarihli yayınlanmış sempozyum özetlerinden



ÖMER SEYFETTİN’İN “KURBAĞA DUASI” HİKÂYESİNDE METİNLER ARASILIK
   
                                                                                Doç. Dr. Osman ÜNLÜ*

 ÖZET

            Gönen’in yetiştirdiği önemli kişiliklerden biri olan Ömer Seyfettin, modern hikâyeciliğin ilk ve en önemli temsilcilerindendir. Ömer Seyfettin’in bazı hikâyelerinde zaman zaman klasik kaynaklardan faydalandığı uzun zamandır bilinmektedir. Ömer Seyfettin, özellikle Yeni Mecmua’da “Eski Kahramanlar” serisi içinde yer alan tarihi ve epik hikâyelerinin konularını Naima ve Peçevi tarihlerinden çıkarmıştır. Bu tür hikâyelerin üzerinde çok durulan bir örneği olan Başını Vermeyen Şehit’te Ömer Seyfettin, büyük ölçüde Peçevi Tarihi’nden yararlanmıştır. Ömer Seyfettin, Peçevi Tarihi’nde bir arasöz olarak yer alan manzum bir destanın bütün unsurlarını almış, fakat onları çağdaş hikâye metotlarına göre işlemiş ve kendinden pek çok şey katmıştır. Ömer Seyfettin, hikâyenin başına Peçevi Tarihi’nden alıp yerleştirdiği epigrafla da hikâyesinin kaynağını bu eserden aldığını ifade etmek istemektedir. Bu türden bir kaynak kullanımı da “Tos” hikâyesinde bulunmaktadır. Nev’i-zade Atayi’nin Hamse’sindeki Nefhatü’l ezhar mesnevisinde yer alan bir hikâye ile “Tos” arasındaki şaşırtıcı benzerlik daha önceki araştırmalarda ortaya konulmuştur.
            Bu çalışmada Ömer Seyfettin’in başka bir hikâyesi olan “Kurbağa Duası”nda klasik hikâyenin izleri sürülecektir. Bu konuda başvuracağımız klasik kaynak, Gedizli Azmi (öl. 1016/1607) tarafından kaleme alınan Kitab-ı Hiyel olacaktır. Kaynaklarda yanlış olarak Menakıb-ı Hamsin ve Kitab-ı Kümük adlarıyla geçen bu eser bu şekliyle ilk defa burada ele alınacaktır. Hileler Kitabı, iki ana bölüm ve bu bölümler içinde alt bölümlere ayrılmış bir eserdir. İlk bölümde yazar, hükümdar ve âlimlerin başlarından geçen ve hile ilgili hikâyelere yer vermiştir. İkinci bölümde ise dört alt kısım bulunmaktadır. Burada, kurnaz insanlar, arifler, hayvanlar ve kadınların yer aldığı ve konusu hile olan hikâyelere yer verilmiştir. Bu eserdeki hikâyelerden birindeki bir hile, aynı şekilde Ömer Seyfettin’in “Kurbağa Duası” hikâyesinde de kullanılmıştır. Mekân, kişiler ve olay arasında farklılıklar olmasına karşın olay örgüsünün iskeleti her iki hikâyede de ortaktır.
            Bildiride bu hikâyeler hakkında bilgi verildikten sonra metinler mukayese edilecek, benzer ve farklı yönler ortaya konulacaktır. Ayrıca her iki hikâyede de dönemin sosyal ilişkilerini irdeleyen ve eleştiren yönlerinin bulunması da kayda değer hususlardandır.



Anahtar Kelimeler; Ömer Seyfettin, Kurbağa Duası, Gedizli Azmi, Kitab- Hiyel, metinler arasılık


*Manisa Celal Bayar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü

24 Ekim 2018 Çarşamba

BANDIRMA ON YEDİ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ ULUSLAR ARASI BANDIRMA VE ÇEVRESİ SEMPOZYUMU SEMPOZYUM PROGRAMI VE BİLDİRİ ÖZETLERİ


17-18-19 Eylül 2018 tarihli yayınlanmış sempozyum özetlerinden

BANDIRMALI SANAYİCİLERİN BAKIŞ AÇISIYLA KUŞ CENNETİ MİLLİ PARKI
                                                                                                                     Ferhat ARSLAN*

ÖZET;

Kuş Cenneti Milli Parkı (KCMP) barındırdığı kuş türleri ve ekosistem işlevleri nedeniyle korunan alanlar kapsamında farklı bir öneme sahiptir. Milli parkta kirliliğin artması ve buna bağlı olarak da çeşitli sorunların yaşanması çeşitli çevrelerce sorumlu kişi/grup arayışını da beraberinde getirmiştir. Birçok kişi ise kirliliğin önemli oranda sahadaki sanayi tesislerinden kaynaklandığını savunmuş ve çevreye gereken önemi vermedikleri gerekçesiyle bölgedeki sanayicileri sürekli olarak suçlamıştır. Bu çalışma sanayicilerin kendilerine yöneltilen suçlamalar ve KCMP ile ilgili görüşlerini ortaya koymayı amaçlamıştır. Çalışma kapsamında; bölgedeki sanayicilerin doğa koruma programlarını nasıl algıladıkları, kendilerine yöneltilen suçlamalara hangi cevapları verdikleri, mili parkı korumak için uygulanan programları sanayicilere ne gibi etkilerinin ortaya çıkarılması hedeflenmiştir. Araştırmada saha çalışması temel metodoloji olarak kullanılmış ve alanda bir yılı aşkın süre ile değişik zamanlarda incelemelerde bulunulmuştur. Bu kapsamda sanayicilerle ve sanayileri temsil eden sivil toplum kuruluşlarıyla açık uçlu sorular kullanılarak görüşmeler yapılmış ve elde edilen bulgular mevcut literatür ışığında değerlendirilmiştir. Çalışma neticesinde sanayicilerin çevre duyarlılıkları olmasına rağmen bir dizi etken dolayısıyla çevresel yatırımlarda isteksiz davrandıkları tespit edilmiştir. KCMP’nin kirlenmesine neden olan diğer faktörleri bir kenara bırakarak sanayicileri suçlu ilan etmek doğru bir yaklaşım değildir. Ancak sanayicilerin de bu bakış açısından hareketle kirletici unsur olarak kendi dışındaki sektörleri, kurumları, idari ve sosyal süreçleri sorumlu tutmaları ve dikkatleri onların üzerine çekmelerinin haklılık payı yoktur. Sanayicilerin kendilerini de sorunun bir parçası olarak görmesi daha sürdürülebilir bir gelişme için anahtar olabilir.


Anahtar Kelimeler; Bandırma, Kuş Cenneti, Milli Park, doğa koruma, sanayileşme.
*Manisa Celal Bayar Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü

BANDIRMA ON YEDİ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ ULUSLAR ARASI BANDIRMA VE ÇEVRESİ SEMPOZYUMU SEMPOZYUM PROGRAMI VE BİLDİRİ ÖZETLERİ



17-18-19 Eylül 2018 tarihli yayınlanmış sempozyum özetlerinden

BANDIRMALI SANAYİCİLERİN BAKIŞ AÇISIYLA KUŞ CENNETİ MİLLİ PARKI
                                                                                                                     Ferhat ARSLAN*

ÖZET;

Kuş Cenneti Milli Parkı (KCMP) barındırdığı kuş türleri ve ekosistem işlevleri nedeniyle korunan alanlar kapsamında farklı bir öneme sahiptir. Milli parkta kirliliğin artması ve buna bağlı olarak da çeşitli sorunların yaşanması çeşitli çevrelerce sorumlu kişi/grup arayışını da beraberinde getirmiştir. Birçok kişi ise kirliliğin önemli oranda sahadaki sanayi tesislerinden kaynaklandığını savunmuş ve çevreye gereken önemi vermedikleri gerekçesiyle bölgedeki sanayicileri sürekli olarak suçlamıştır. Bu çalışma sanayicilerin kendilerine yöneltilen suçlamalar ve KCMP ile ilgili görüşlerini ortaya koymayı amaçlamıştır. Çalışma kapsamında; bölgedeki sanayicilerin doğa koruma programlarını nasıl algıladıkları, kendilerine yöneltilen suçlamalara hangi cevapları verdikleri, mili parkı korumak için uygulanan programları sanayicilere ne gibi etkilerinin ortaya çıkarılması hedeflenmiştir. Araştırmada saha çalışması temel metodoloji olarak kullanılmış ve alanda bir yılı aşkın süre ile değişik zamanlarda incelemelerde bulunulmuştur. Bu kapsamda sanayicilerle ve sanayileri temsil eden sivil toplum kuruluşlarıyla açık uçlu sorular kullanılarak görüşmeler yapılmış ve elde edilen bulgular mevcut literatür ışığında değerlendirilmiştir. Çalışma neticesinde sanayicilerin çevre duyarlılıkları olmasına rağmen bir dizi etken dolayısıyla çevresel yatırımlarda isteksiz davrandıkları tespit edilmiştir. KCMP’nin kirlenmesine neden olan diğer faktörleri bir kenara bırakarak sanayicileri suçlu ilan etmek doğru bir yaklaşım değildir. Ancak sanayicilerin de bu bakış açısından hareketle kirletici unsur olarak kendi dışındaki sektörleri, kurumları, idari ve sosyal süreçleri sorumlu tutmaları ve dikkatleri onların üzerine çekmelerinin haklılık payı yoktur. Sanayicilerin kendilerini de sorunun bir parçası olarak görmesi daha sürdürülebilir bir gelişme için anahtar olabilir.

Anahtar Kelimeler; Bandırma, Kuş Cenneti, Milli Park, doğa koruma, sanayileşme.
*Manisa Celal Bayar Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü

17 Ekim 2018 Çarşamba

17-18-19 Eylül 2018 tarihli yayınlanmış sempozyum özetlerinden


BANDIRMA ON YEDİ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ
ULUSLAR ARASI BANDIRMA VE ÇEVRESİ SEMPOZYUMU
SEMPOZYUM PROGRAMI VE BİLDİRİ ÖZETLERİ

17-18-19 Eylül 2018 tarihli yayınlanmış sempozyum özetlerinden

GÖNEN DELTASI SULAK ALANINDA (BALIKESİR) DOĞA KORUMA: KÜLTÜREL VE POLİTİK EKOLOJİK PERSPEKTİF

Yılmaz ARI*

ÖZET

           Sulak alanlar yeryüzündeki en önemli ekosistemlerinden birisidir. Bu önem, bu alanların hem doğa için fonksiyonlarından hem de insanlar için faydalarından kaynaklanır. Sulak alanlar doğa için olduğu gibi, günlük hayatında bu alanları kullanan insan grupları için de korunmalıdır. Özellikle 1950’lerden sonra bu yönde başlayan uluslar arası çabalar bu alanların korunması ve akıllı kullanımı için bir dizi önemli uluslar arası anlaşmaların imzalanması ile sonuçlanmıştır. Bu anlaşmalara bağlı olarak her ülke kendi sınırları içerisindeki sulak alanları uluslar arası, ulusal ya da bölgesel önemi haiz sulak alanlar olarak sınıflandırmakta ve korunması için gerekli tedbirleri almaktadır. Balıkesir ili sınırları içerisinde ulusal öneme sahip sulak alanlardan birisi de Gönen Deltası Sulak Alanıdır. Gönen Deltası Sulak Alanı gibi alanlar genellikle uzun yıllardır yerel halk tarafından kullanılıyor olmasına rağmen neoliberal ekonomi politikaları ve Batı merkezli doğa koruma pratiğinin yaygınlaşması nedeniyle daha farklı ilgi gruplarının dikkatini çekmekte ve bu ilgi grupları alanın yönetiminde söz sahibi olmak istemektedir. Politik ekoloji farklı ilgi grupları ve aktörler arasında bu küçük alanlar üzerinde ortaya çıkan güç çatışmalarının doğasını anlamamıza yardım eder. Bu kapsamda çalışmsa şu soruları cevaplamaktadır; doğa koruma faaliyetleri yerel yaşam biçimlerini ve geleneklerini nasıl değiştirmektedir? Yerel halk alanın korunması faaliyetlerini nasıl algılamaktadır? Alandaki yerel kaynak kullanma stratejileri modern doğa koruma yaklaşımlarına alternatif oluşturabilir mi? Doğa koruma ile ilgili paydaşlar arasındaki güç çatışmaları nelerdir ve konudaki çıkar çatışmaları nasıl giderilmekte/giderilememektedir? Bu kapsamda sulak alan sınırları içerisindeki yerleşmelerden Misakça, Ulukır ve Çifteçeşmeler yerleşmelerinde yerel halk ile etnografik metot kullanılarak yüz yüze ve odak grup görüşmeleri yapılmıştır. Çalışmada kullanılan birincil veriler bu görevlerden elde edilmiştir. Çalışma sonuçları, doğa korumacıların yerel halkın ilgi ve ihtiyaçlarını sağlıklı bir şekilde tespit etmediğini göstermektedir. Bu durum alanla ilgili problematik bir yönetim planı yapılmasının temel nedenidir. Alanın akıllı kullanımı ve sürdürülebilir yönetimi için planlamada yerel aktörlerin rolü güçlendirilmeli ve kalıcı hale getirilmelidir.
Anahtar Kelimeler; Gönen Deltası Sulak Alanı, sulak alanlar, kültürel ve politik ekoloji, doğa koruma.
*Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Coğrafya bölümü

10 Ekim 2018 Çarşamba



İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın Karesi Vilayeti Tarihçesi kitabının Abdullah YILMAZca günümüz diline kazandırılmış bölümüdür.

PEMANİNUS= ESKİ MANYAS
Şimdiki Eski Manyas Köyü bunun yerini tutar. Eski kale harabesi Maltepe adı verilen bir tepe üzerindedir. Eski kasaba ve civarına  (Pemaninum) adı verilmişti. Pemaninus askeri bölgeydi. Burada Apollon yoluyla aynı zamanda otlak olan (İskolab) yolu vardı. Hatip (Aristid) Pemaninustaki İskolab tapınağını şehrin en önemli binası olarak anmıştır. Burası bir zamanlar (Episkopos) Hristiyanların merkezi olmuştur. Pemaninus’ta hem Roma ve hem Bizans devrine ait enkaz ve yazıt parçalarına rastlanır. Manyas Çayının eski ismi (Tarsus)tur. Eski Manyas’ta 756 numara ile müzede saklı adak levha bulunmuştur. Bu levha Milattan Önce birinci yüzyıla ait olup Apollon (Karateatus)a sunulmuştur. Levha on yedinci salondadır.

28 Nisan 2017 Cuma

Duyuru: Mustafa Özcan'ın "Holistik Bilim" kitabı için "ilk imza günü" etkinliği


Değerli Dostlar,

"1 Mayıs 2017" günü benim ilk kitabım olan "Holistik Bilim" için "ilk imza günü" etkinliği gerçekleştirilecektir.  Bir kitap için "gala" sayılan bu ilk imza günü etkinliğinde Gönenli değerli yazar Sezen Özol'da "Çanakkale Askerine Rütbe Gerekmez" adlı kitabını imzalayacaktır. Etkinlik Gönen Yıldız Park Cafe'de (*) saat 1100-13:00 arasında yapılacaktır. 

Ceren Yayın Evi (**) sahibi Şeref Kurtiş ve yazarlar olarak tüm Gönenli dostların sağlayacakları katılımlarıyla bizleri şereflendirmelerini kalbi dileğimizdir.

25 Eylül 2016 Pazar

Adı Çıkmış Bir Tebaa, Görünmez Vatandaşlar Kuzeybatı Anadolu’da Türk Milli Hareketine Karşı Kuzey Kafkasyalı Direnişi 1919-23 (Bölüm 7 - Son)


Adı Çıkmış Bir Tebaa, Görünmez Vatandaşlar Kuzeybatı Anadolu’da Türk Milli Hareketine Karşı Kuzey Kafkasyalı Direnişi 1919-23 (Bölüm 7 - Son)


Sonuç
Kuzey Kafkasyalılar’ın resmi olarak “rehabilite edilmelerinin” neden 1950’den sonrasına tekabül ettiği sorusu bu makalenin konusunun dışında olsa da; Güney Marmara’daki bu “ihanet” ve “isyan” tarihinin Çerkeslere neden Ermeniler, Yunanlar ve Kürtlerin taşıdığı o kızıl damgayı kazandırmadığını sormak gerekir. Daha da ötesi, Kürdistan şiddet ve baskı içinde kavrulmaya devam ederken, Kurtuluş Savaşı boyunca yoğun olarak devlet karşıtlığı güden Güney Marmara bölgesi neden bu kadar dingin kaldı? Bu soruların cevapları kısmen, 1919-1922 arasında gerçekleşen Çerkes direnişinin tabiatının içinde yatıyor olabilir.

Bölgedeki isyan tamamen yerel bir olaydı ancak milliyetçi kışkırtmalara veya amaçlara dayanmıyordu. Ahmet Anzavur’un başını çektiği isyanla tepe noktasına çıkan bu gerilim, Kuzey Kafkasyalılar’ın Güney Marmara’ya yerleştirilmesiyle beraber ilk defa su yüzüne çıkan anlaşmazlıkların eseri olarak, uzun zamandır birikmeye devam ediyordu. Jön Türklerin savaş zamanı politikaları, Çerkesler arasındaki ekonomik bozulmaları alevlendirdi. Sefalet, açlık, politik dengesizlik ve Ermeniler gibi kırıma maruz kalma korkusu Marmara kıyısındaki birçok Kuzey Kafkasya topluluğunun ruh halini açıklıyordu. 1919 sonbaharında durum şiddetlenince, Çerkesler arasındaki memnuniyetsizlik; Güney Marmara’daki diğer ötekileştirilmiş grupların benzer şikâyetlerini kurnaz bir şekilde alevlendiren, Anzavur isimli bir Çerkes ile dile geldi.

Anzavur’un ölümünden sonra, Kuva-yi Milliye’ye dönüşmüş İTC’ye karşı mücadele etme umuduyla Anzavur’u destekleyen Çerkes ileri gelenleri tek başlarına mücadele etmeye devam ettiler. Jön Türk dönemindeki milli hak iddiaları ve özerklik isteği halen Güney Marmara’nın bölgesel politikasının tabanında yatıyordu. Ankara Anzavur’u ya da Şark-ı Karib Çerkesleri Temin-i Hukuk Cemiyeti’ni destekleyen ya da tek yaptığı (Gönen ve Manyas gibi) ayaklanmanın yaşandığı bölgelerde ikamet etmek olan bütün Çerkesleri ölümle ya da Doğu Anadolu’ya sürgünle cezalandırdı. Sonunda Şark-ı Karib Çerkesleri Temin-i Hukuk Cemiyeti’nin tüm üyeleri öldürüldükten, sürgüne gönderildikten ya da vatandaşlıktan çıkarıldıktan sonra bölgesel özerklik planları da onlarla birlikte can verdi.

Bu olay ve eylemlerin doğrulunu aleni olarak devlet merasimiyle, kamusal eğitimle ya da kışkırtıcı edebiyat ile tasdik etmek, Türkiye devletinin resmi anlatısıyla ilgili cevaplanması zor sorulara sebebiyet verecektir. İddia edildiği gibi, “Müslüman ve Türkler”in etkin fikir birliği ve kitlesel katılımıyla yaratılmış bir millette, bazı Müslümanlar nasıl olur da Mustafa Kemal’in Anadolu’yu özgürleştirme girişimine karşı çıkar? Bu soruyu daha da zorlaştıran şey, Güney Marmara’daki Çerkesler’in (mesela Hakkâri çerçevesinde yaşayan Kürtler gibi) Anadolu’nun coğrafi sınırlarına ait bir halk değil, Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezine çok yakın bir bölgeye yerleşmiş olan bir topluluk oldukları gerçeğidir. Çerkes Ethem, Ahmet Anzavur ve Eşref Kuşçubaşı gibi Kuva-yi Milliye karşıtı isyan ve harekâtlarda yer alan birçok Çerkes, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki en asil ve en seçkin ailelerinin birer mensubuydu. Bu insanların Kuva-yi Milliye karşıtı eylemlerinin kökenine inince, Osmanlı İmparatorluğu’nu acı sona sürükleyen ve Türkiye vatandaşlığının yaratıcıları olarak addedilen kişilerle olan ilişkileri, şüphe ve merak uyandırmaktadır.

En önemlisi, Kurtuluş Savaşı sırasındaki “Çerkes ihanetinin” cezalandırılması, 1923’te iktidara gelen İTC/Kuva-yi Milliye koalisyonuna karşı sadık kalmış olan diğer Kuzey Kafkasyalılar’ı kesinlikle gücendirecekti. Örneğin isyan ve ayrılıkçılık Sivas, Kayseri ve Maraş’ta yoğun olarak bulunan Kuzey Kafkasya topluluklarının gelişimi içinde bir emare değildi. Birçok Kuzey Kafkasyalı uzmanın belirttiği gibi, Kuvayi Milliyeci hareketin galibiyetinden sorumlu olan en donanımlı ve güvenilir görevlilerin büyük kısmı Çerkes kökenliydi (78). Kuzey Kafkasya diasporası mensuplarının, Abhazya’daki Türk politikalarının oluşumu ve geliştirilmesi konusundaki son katılımları, Çerkesler’in Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını sürdürebilmesi adına oynamaya devam ettikleri koruyucu ve destekleyici rollerinin mevcudiyetini bir kez daha kanıtladı (79).  Fakat Anadolu’daki Çerkes diasporasının bu kesiminde sadakatin, aynı ayrılıkçılık fenomeni gibi, yerel koşullar, çervesel ilişkiler ve istisnalardan kaynaklandığını iddia ediyorum.

Türk Kurtuluş Savaşı sırasında, Kuva-yi Milliyeci hareket karşısındaki Çerkes direnişinden iki farklı ders çıkarabiliriz. Birincisi, kendimizi Anadolu’yu yekpare bir bütün olarak ele almaktan azat etmemiz gerekiyor. Güney Marmara’daki Çerkes ayaklanması, Anadolu’nun bölgesel düzeydeki karmaşıklığını ve çeşitliliğini hatırlatıyor. İkincisi Kemalizm mukavemetine, hizipçi ve etnik ayrımcılığı azleden bir fenomen olarak bakmalıyız. Diğer milletler gibi Çerkesler’in de Mustafa Kemal egemenliğine karşı savaş vermesinin nedeni; sınıf, ekonomi-politika ve taşra geleneğiydi. Türk milliyetçiliğinin dogmalarının ardına geçmek ve Anadolu’nun çeşitliliğine dair yeni anlayışlar benimsemek adına bakış açımızı düzeltmeliyiz.

Notlar

1. Konuşma dilinde ya da resmi olarak “Güney Marmara Bölgesi” gibi bir bölge mevcut değildir. Ben bu terimi aslen, Kale-i Sultaniye/Çanakkale, Karesi/Balıkesir, Hüdavendigar/Bursa, İzmit/Kocaeli ve Adapazarı/Sakarya isimli Osmanlı/Türk bölgelerini odaklayarak kullandım.
2. Türk Kurtuluş Savaşı’nı izleyen yıllarda önemli miktarda anı, belgesel araştıma ve bilimsel inceleme yapılmıştır. Bunlardan en önemlisi, Mustafa Kemal (Atatürk’ün)  1927’de Halk Partisi kongresinde otuz altı saatlik konuşmadan oluşan Nutuk’tur. Atatürk’ün ölümü sonrasında bu devletçi anlatının nitelik ve sonuçlarından ayrılan birkaç çalışma da yapılmıştır. (Özellikle Erik Jan Zürcher ve Taner Akçam tarafından yapılanlar kayda değerdir.)  Taner Akçam, From Empire to Republic: Turkish Nationalism and the Armenian Genocide (New York: Zed Books, 2004); Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, 1838’den 1995’e (İstanbul: Tekin Yayınevi, 1995); Yusuf Çam, Milli Mücadelede İzmit Sancağı (İzmit: İzmit Rotary Kulubü, 1993); S¸erif Mardin, “Ideology and Religion in the Turkish Revolution,” International Journal of Middle East Studies 2 (1971): 197–211; Kazım Özalp, Milli Mücadele, 1919–1922 (Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1985); Stanford Shaw, From Empire to Republic: The Turkish War of National Liberation, 1918–1923: A Documentary Study (Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 2000).
3. Adnan Sofuoğlu, Kuva-yı Milliye Döneminde Kuzeybatı Anadolu, 1919–1921 (Ankara: Genelkurmay Basım Evi, 1994), 37–41. Sofuoğlu Anadolu Yunanları ve Ermenilere ait ihanet ve eylemleri “Kuzeybatı Anadolu’da Azınlıkların (Yerli Rum ve Ermeniler) Eylemleri” isimli bölümde ele alıyor.
4.  Tuncay Özkan, CIA Kürtleri: Kürt Devletinin Gizli Tarihi (İstanbul: Alfa Basım Yayım, 2004).
5. Bu inceleme, sanayi öncesi ve sonrası dönemdeki toplumlar arası şiddetin kaynaklarıyla ilgili çalışmalar arasında büyük yankı uyandurdı. Gelişmekte olan Türk ulus-devletine karşı Çerkes direnişinin tarihini, bazı ilkel ya da içsel gerilimler veya anlaşmazlıkların sonucu olarak incelemektense; bu makale, Kuzey Kafkasyalı direnişinin şiddetli ve sözde milliyetçi karakterini, yerel politikalar ve çağdaşlaşıp merkezileşen devletin baskıları eksenine yerleştirmeyi heheflemektedir. Birçok çalışma bu yaklaşımıma etki etmiştir. Örneğin: Anton Blok, The Mafia of a Sicilian Village, 1860–1960: A Study of Violent Peasant Entrepreneurs
(Oxford: Blackwell, 1974); Ranajit Guha, Elementary Aspects of Peasant Insurgency in Colonial India (New
York: Oxford University Press, 1991); Ussama Makdisi, The Culture of Sectarianism: Community History and
Violence in Nineteenth-Century Ottoman Lebanon (Berkeley, Calif.: University of California Press, 2000);
Gyanendra Pandey, The Construction of Communalism in Colonial North India (New York: Oxford University
Press, 1990).
6. “Kuzey Kafkasyalı” ve “Çerkes” terimlerini birbirlerinin alternatifi olarak kullandım. Bu iki terim arasında kesin bir farklılık bulunduğunu fark etmeme rağmen, (Çerkes terimi Adigece, Ubıhça ya da Abazaca konuşan insanları ifade ediyor), Osmanlı ve Batı belgelerinde Kuzey Kafkasyalıların hepsi “Çerkes” olarak geçmektedir.
7. Kemal Karpat, Ottoman Population, 1830–1914: Demographic and Social Characteristics (Madison,
Wisc.: University of Wisconsin Press, 1985), 69; Ehud R. Toledano, Slavery and Abolition in the Ottoman
Middle East (Seattle, Wash.: University of Washington Press, 1998), 84. Toledo’ya göre Osmanlı İmparatorluğu’na 1855 – 1856 arasında 595,000 ila bir milyon arasında Çerkes gelmiştir. Karpat, 1859 – 1879 arasında çoğu Adige olan iki milyon kadar Kuzey Kafkasyalının geldiğini ve 1879 sonrasındaki Çerkes mültecilerin sayısının yaklaşık olarak yarım milyon olduğunu tahmin ediyor.
8. Karpat, Ottoman Population, 57. Karpat, Osmanlı egemenliğinin son yüzyılındaki demografik eğilimlerle ilgili bu çalışmasında, 1880’lerde Anadolu’daki Kürt nüfusunun bir buçuk milyon civarında olduğunu belirtiyor. İhtiyatlı bir tahmin olsa da, Karpat’ın verdiği sayı Osmanlı İmparatorluğu’nda Çerkes diasporasının büyüklüğünü vurgulamaktadır. Güney Marmara’daki Kuzey Kafkas direnişinin mirasının çağdaş toplum bilincinde geniş çapta yer almamasının nedeni,  İmparatorluğun ulus-devlete doğru evrilmesi zarfında Dersim gibi yerlerde yapılmış olan Kürt direnişinin yarattığı derin etkiler ışığında çok daha merak uyandırıcıdır.
9. Marc Pinson, “Ottoman Colonizaton of the Circassians in Rumeli after the Crimean War,” Etudes Balkaniques
3 (1972): 71–85.
10. Nedim İpek, Rumeliden Anadoluya Türk Göçleri (1877–1890) (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1994),
185; Raif Kaplanoğlu, BursadaMübadele (Orhangazi, Turkey: Avrasya Etnografya Vakfı, 1999), 135. Nedim
İpek, 20. yüzyılın başlarında Bursa’da 29,886 kadar Kuzey Kafkasyalının bulunduğunu, Kaptanoğlu da, 1922’de Yunan işgali altında yapılan bir sayıma göre yalnızca Hüdavendigar sancağında, 108,000 Kuzey Kafkasyalının bulunduğundan bahsediyor.
11. İpek, T¨ürk Göçleri, 187–88, 198, 200.
12. PRO/FO 371/3418/199234, 3 December 1918.
13. Ibid.; Toledano, Slavery and Abolition, 106.  Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Çerkes topluluklarından bahseden İngiliz görevli dosyasında açıkça şöyle naklediyor: “Çerkes topluluklarının etkisi yalnızca bölgeseldi, fakat kanunsuz ve kindar oldukları doğruydu. Çok fanatiklerdi ve Konstantinopolis Hükümeti tarafından her zaman için güvenilebilinecek insanlardı…”
14. Toledano, Slavery and Abolition, 102–4.
15. Hüsameddin Ertürk ve Samih Nafiz Tansu, İki Devrin Perde Arkası (İstanbul: Ramazan Yaşar, 1969), 120.
16. Taner Akçam, Armenien und der V¨olkermord: Die Istanbuler Prozesse und die türkische Nationalbewegung (Hamburg, Germany: Hamburger Edition, 1996), 318–19; Tarık Zafer Tunaya, Türkiyede Siyasal Partiler: İttihat ve Terakki, Cilt III (İstanbul: Hürriyet Vakfı Yayınları, 1989), 283.
17. İzzet Aydemir, Muhaceretteki Çerkes Aydınlar (Ankara: n.p., 1991), 9; Sefer Berzeg, Türkiye Kurtuluş
Savaş’ında Çerkes Göçmenleri, Cilt II (İstanbul: Ekin Yayıncılık, 1990) 9, 34. 1914’te kurulan Şimali Kafkas Cemiyeti, İTC’nin Kuzey Kafkasyalılar üzerindeki çıkarlarını desteklemek için kurulan bir örgüttü. Bu komitenin faaliyetleri nedeniyle 1. Dünya Savaşı’nın başında Ajaria’da (Güney Batı Gürcistan’da) bir ayaklanma çıktı. (Çıkmasında Yusf İzzet Paşa’nın etkisi olmuştu)  Arsen Avagyan, Osmanlı İmparatorluğu ve
Kemalist Türkiye’nin Devlet-İktidar Sisteminde Çerkesler (İstanbul: Belge Yayınları, 2004), 134–39.
18. BOA.DH.S¸FR 75/156, 15 April 1917.
19. BOA.DH.S¸FR 89/61, 61-1, 12 July 1917; BOA.DH.S¸FR 89/105, 16 July 1917; BOA.DH.S¸FR 92/155, 14
October 1918; BOA.DH.S¸FR 96/95, 8 February 1919; BOA.DH.S¸FR 96/122, 9 February 1919; BOA.DH.S¸FR
96/330, 27 February 1919; BOA.DH.S¸FR 97/351, 31 March 1919.
20. Erik Jan Zürcher, The Unionist Factor: The Role of the Committee of Union and Progress in the Turkish
Nationalist Movement, 1905–1926 (Leiden: E. J. Brill, 1984), 84–86.
21. Fahri Can, “Birinci Dünya Harbından Sonra İlk Milli Kuvvet Nasıl Kuruldu?” Yakın Tarihimiz 1, no. 2
(10 May 1962): 334.
22. PRO/FO 371/4157/62437, 5 April 1919.
23“Kazım ÖzalpAnlatıyor,” Yakın Tarihimiz 2, no. 20 (5 July 1962): 153;İlhan Selçuk, Yüzbaşı Selahattinin Romanı, Cilt II (İstanbul: Remzi Kitabevi, 1975), 58–59; Muhittin Ünal, Miralay Bekir Sami Ginsev’in
Kurtuluş Savaşı Anıları (İstanbul: Cem Yayınevi, 2002), 27–30. Rauf Orbay’ın bu olayla ilgili kendi anıları oldukça belirsiz. Cemal Kutay, Osmanlı’dan Cumhuriyete Yüzyılımızda bir İnsanımız, Hüseyin Rauf
Orbay, 1881–1964 (İstanbul: Kazanc¸ Kitap Ticaret, 1995), 356–58.
24. Hacim Muhittin Çarıklı, Balıkesir ve Alaşehir Kongreleri ve Hacim Muhittin Çarıklı’nın Kuva-yı Milliye
Hatıraları, 1919–1920 (Ankara: Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü 1967), 24.
25. Zühtü Güven, Anzavur İsyanı: İstiklal Savaşı Hatıralarından Acı Bir Safha (Ankara: Türkiye İş Bankası,
1965), 27–28.
26. BOA.DH.KMS 54-3/68, 19 August 1919; PRO/FO 371/5047/4272, 6May 1920; PRO/FO 371/5054/9302,
3 August 1920; PRO/FO 371/4160/154462, 22 November 1919; PRO/FO 371/4161/161867, 12 November
1919.
27. “Pomak” terimi genellikle Bulgarca konuşan Müslümanlar için kullanılan bir terimdir. Rodop Dağları’ndan gelen büyük miktardaki muhacir ya da mülteci Biga^ya yerleştirilmiştir.
28. Güven, Anzavur İsyanı, 18–23.
29. BOA.DH.EUM.AYS¸ 9/38, 22 May 1919; BOA.DH.EUM.AYS¸ 16/27, 19 July 1919; BOA.DH.EUM.AYS¸
18/119, 8 August 1919. Arnavutlar ve Gürcü Yetimoğlu ailesi arasında 1. Dünya Savaşı’nda ortaya çıkan gerginlik devam ediyordu. 1919 Temmuz’unda iki taraf arasında bir ateşkesin yapıldığı aktarıldı.
30. BOA.DH.EUM.AYS¸ 9/38, 24 May 1919; BOA.DH.EUM.AYS¸ 34/24, 4 March 1920; BOA.DH.KMS
55-2/56, 16 September 1919; BOA.DH.KMS 55-3/20, 4 October 1919.
31. BOA.DH.KMS 55-3/29, 30 October 1919.
32. BCA 272.11.11.32.25, 10 November 1917.
33. Ünal, Bekir Sami, 197.
34. Çarıklı, Balıkesir ve Alaşehir Kongreleri, 102.
35. Ibid., 96.
36. Ibid., 97–98.
37. Özcan Mert, “Anzavur’un İlk Ayaklanmasına Ait Belgeler,” Belleten 56, no. 217 (1992): 847.
38. Sabri Yetkin, Ege’de Eşkıyalar (İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2003), 162–69.
39. Özer, Kurtuluş Savaşı’nda Gönen, 56.
40.BOA.DH.EUM.AYS¸ 49/63, 5 January 1921; Harb Tarihi Vesikaları Dergisi 5, no. 18 (1956): Document
452; Mert, “Anzavur’un İlk Ayaklanmasına,” 905.
41Uluğ İğdemir, Biga Ayaklanması ve Anzavur Olaylar Günlük Anılar (Ankara: T¨urk Tarih Kurumu
Basımevi, 1973), 3–13.
42BOA.DH.EUM.AYS¸ 39/37, 26 April 1920.
43BOA.DH.KMS 60-2/10, 19 April 1921.
44. İğdemir, Biga Ayaklanması, 59.Anzavur’un Güney Marmara’daki Kuva-yı Milliye karşıtı direnişini besleyen mühimmat ve para bizzat Anzavur’un kabulüyle İstanbul’dan sağlanıyordu.
45. Harb Tarihi Vesikaları Dergisi 4, no. 11 (1955): Document 272; Ünal, Bekir Sami, 219.
46. Harb Tarihi Vesikaları Dergisi 6, no. 19 (1957): Document 476; PRO/FO 371/5047/4272, 6 May 1920.
47. BOA.DH.EUM.AYS¸ 29/45, 31 December 1919; Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk-Söylev (Ankara: Türk
Tarih Kurumu Basımevi, 1989), 1649–653.
48. Bu söz konusu öfkenin Güney Marmara’da nasıl açığa çıktığını, Kuva-yı Milliye karşıtı bir kereste ve tarım tüccarı olan Mehmet Rüştü’nün deneyimlerinden hareketle anlayabiliriz. Biga’daki isyan hareketinin yürütülmesine yardımcı oldu fakat evi Biga’daki çatışma sonrasında Gavur İmam’ın akıncı Pomakların saldırısına uğradı. Mehmet Rüştü Dahiliye Nazırlığı’na yazdığı bir mektupta, Biga’nın işgalinde arabulucu bir rol oynadığını fakat 16 Mart 1920’de çatışma başlamadan önce İstanbul’a kaçmak için bölgeyi terkettiğini iddia ediyor. Ne gariptir ki, başkente gelişi üzerine evi, Kuva-yı Milliye tarafından bir kez daha yağmalanmıştı. BOA.DH.EUM.AYS¸ 40/18, 6 May 1920.
49. İğdemir, Biga Ayaklanması, 34. Köylülerden biri şöyle yakınıyor: “Hiçbir vergi sekiz ağaca bir ağaç ya da sekiz tavuğa bir tavuk olabilir mi? Fakat Hamdi Bey bunu yapacak. Yedi haneden bir öküz yeter ve her haneden bir koyun yeter de artar bile. Fakat o, sahip olduğunuz yüz koyunu Kuva-yı Milliye’ye vermemizi söyledi. Gerçekten böyle olmak zorunda mı?”
50. Ibid., 13.
51. Kuva-yı Milliye’nin politik tabiatının, (özellikle padişah yanlısı)İstanbul basınında bilfiil müzakere edildiği aklınızda bulunsun. Mustafa Kemal’in Anadolu’daki takipçilerine baktığımızda; birçoğu Kuva-yı Milliye’yi tamamen İTC’nin yeniden paketlenmiş bir versiyonu sanıyorlardı. “Harekat-ı Milliye – İttihat ve Terakki,” Alemdar, 6 October 1919.
52. Canip Bey, Bursada İşgal Günlüğü (Bursa Vilayetinde Yunan Fecayii) (İstanbul: Düşünce Kitabevi
Yayınları, 2004), 245.
53BOA.DH.EUM.AYS¸ 54/30, 19 June 1921; BOA.DH.EUM.AYS¸ 55/65, 21 August 1921; BOA.DH.
EUM.AYS¸ 57/10, 23 October 1921; BOA.DH.EUM.AYS¸ 62/11, 2 July 1922.
54.İbrahim Ethem Akıncı, Demirci Akıncıları (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1989), 216–17.
55. Ibid., 285.
56. Ibid., 32–33.
57. BOA.DH.˙IUM 20/28/14/77, 13 August 1921. Bu belge Yakın Doğu Çerkes Birliği’nin örgütlenmesinin ve amaçlarının, toplantının başlamasından üç hafta öncesinden bilindiğini iddia ediyor.
58. BOA.DH.KMS 60-3/26, 31 December 1921.
59.Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler: Mütareke Dönemi, Cilt II (Istanbul: HÜrriyet Vakfı
Yayınları, 1989), 589–91.
60.PRO/FO 371/5171/13982, 16 October 1920.
61.David Edwards, “Mad Mullahs and Englishmen: Discourse in the Colonial Encounter,” Comparative
Studies in Society and History 31 (1989): 647–70.
62. Fahri Görgülü Yunan İşgalinde Kirmasti (Mustafakemalpas¸a) (Mustafakemalpaşa: Yeni Müteferrika Basımevi, 1960), 50. Emekli bir jandarmanın bryanına göre bildiri, İzmir kongresinden sonra Çerkes ileri gelenlerinin yaptığı küçük toplantılarda dağıtılmıştır.
63. PRO/FO 371/5171/13982, 16 October 1920.
64. Ibid.
65. PRO/FO 371/6580/13914, 13 December 1921.
66. Zülfikar Ali Aydın, İkinci Susurluk: Bir Kasaba Cinneti (İstanbul: Metis Yayınevi, 2002), 50.
67. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, Cilt III (İstanbul: Atındağ Yayınevi, 1968), 952; PRO/FO 371/7919/14515,
12 December 1922.
68. BCA 30.10.105.688.9, 12 May 1923; Emrah Cilasun, Baki İlk Selam (İstanbul: Belge Yayınları, 2004),
212–13; PRO/FO 371/7919/14515, 12 December 1922; Mehmed Fetgerey Şoenu, Çerkes Meselesi (İstanbul:
Bedir Yayınevi 1993), 62–64.
69. Şoenu, Çerkes Meselesi, 71–77.
70. Kamil Erdeha, Yüzellilikler yahut Milli Mücadelenini Muhasebesi (İstanbul: Tekin Yayınları, 1998),
229–30.
71. Erik Jan Zürcher, “Young Turks, Ottoman Muslims and Turkish Nationalists: Identity Politics 1908–
1938,” Ottoman Past and Today’s Turkey, ed. Kemal Karpat (Leiden: E. J. Brill, 2000), 174.
72. Söner Çagaptay, “Crafting the Turkish Nation: Kemalism and Turkish Nationalism in the 1930s” (PhD
diss., Yale University, 2003), 218–21.
73. Alexandre Toumarkine, “Kafkas ve Balkan Göçmen Dernekleri: Sivil Toplum ve Milliyetçilik,”
Türkiyede Sivil Toplum ve Milliyetcilik, eds. Stefanos Yerasimos et al. (İstanbul: ˙Iletişim Yayınları, 2001),
425–50.
74. Ayhan Kaya, “Cultural Reification in Circassian Diaspora: Stereotypes, Prejudices and Ethnic
Relations,” Journal of Ethnic and Migration Studies 31 (2005): 129–49.
75. Ahmet Efe, Gizli Kalmış Bir İhanet: Çerkez Kongresi ve Çerkez Ethem (İstanbul: self-published, 2004).
76. Miroslav Hroch, Social Preconditions of National Revival in Europe: A Comparative Analysis of the
Composition of Patriotic Groups among the Smaller European Nations (New York: Columbia University
Press, 2000), 107–16.
77. Avagyan, Ç erkesler, 132–35.
78. Oldukça açık sözlü bir Kuva-yı Milliye taraftarı olan Kuzey Kafkasyalılar Hakkı Hami (Ulukan), Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara’da mecliste Sinop temsilcisi oldu. 3 Kasım 1922’deki bir oturumda, “Çerkeslerle Türkler et tırnak olmuşlardır” sözü mecliste çok büyük alkışla karşılandı.  Aynı şekilde, Yunan ordusunun safında olan Kuzey Kafkasyalıların tanassur ettiğini söylemiştir. T.B.M.M. Zabıt Ceridesi, Cilt 24 (Ankara: TBMM Matbaası, 1960), 367;Muhittin Ünal, Kurtuluş Savaşı’nda Çerkeslerin Rolu
(Ankara: Tavak Matbaası, 2000), 140–41.
79. Bülent Özbelli, “Başbakan Erdoğan ve Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi Görüşmesinden Notlar,”
Nartajans, www.nartajans.net/nuke/modules.php?name=News&file=article&sid=534 (accessed 10 December
2006).