8 Ekim 2021 Cuma

Osmanlı Tarihi Ve Tarihin Paradigmik İlkeleri -XI- (*)

Tarih biliminin kendine dayanak yaptığı temel sosyo-psişik kavramın kolektif (derlemsel) bellek olduğunu belirtsem herhalde malumu ifade etmenin ötesinde bir şey yapmamış olurum. Bu nedenle tarih konusunu işlediğim yazı dizisinde toplum açısından tarihin olmazsa olmazı olan bellek konusuna bireysel ve toplumsal bağlamda genel mahiyet ile değinmeden geçmek yanlış olurdu.

Ayrıca, daha önce işlediğim, tarih oluşturan tabandaki niş karakterli yeni sosyal hareketlerin öz-koordinasyonunu sağlayan stigmeji fenomenine karşılık tavandaki tamamlayıcısı siyaset mühendisliği konusunun da ele alınması gerektiğine inanıyorum. Bunları da holistik bağlamda kolektif-kültürel (tarihsele temel olan derlemsel-ekinsel) bellek ile olan ilişkisi açısından çift yönden ele alan irdelemeler üzerinden yapmak istiyorum. Ama tarih açısından söz konusu bağlamdaki önemine binaen öncelikle de derlemsel-ekinsel bellek konusunun ele alınması gerekiyor.

Bellek sözcüğü Türk Dilinin etimolojik bakımdan «harika”lar yaratan sözcük türetme özelliğinden kaynaklanan olanaklar kapsamında Osmanlı Türkçesi’ndeki hafıza yerine bulunmuş oldukça yeni bir sözcüktür. Kökeninde mecaz yolu ile örneksenmiş toprağı bellemek anlamındaki fiil (eylem) vardır (**).

Bireysel bağlamda ele alınınca bellek bilişsel-psişik alanın müfredatına girdiğinden konular nöro-psişik görüngeden irdelenebilir hale gelir. Bu durumda, sosyal tarihe temel oluşturabilmesi için uzun erimli olmaları gereğinden dolayı da kolektif belleğe dayanak olabilecek üç bireysel-bilişsel bellek tipinden söz edilebilir (***).

Bilimsel literatürdeki adları prosedürelepisodik ve semantik olup bilginin uzun dönemli depolanmasını sağlayan söz konusu üç bellek tipi, işlevsellikleri bakımından birbirinden önemli düzeyde farklılık göstermektedir. İlki kinestetik (hareketsel; sportif), ikincisi olaysal, üçüncüsü ise kavramsal yaşantıların zihindeki kalıcı kaydını temsil etmektedir.

Nitekim bu üç farklı yaşantı birikiminin bireylerin zihinsel-kalıtsal oluşumlarına göre farklı yoğunluklarla kayda geçiyor olmasının sonucunda uzun süreli (erimli) bellek kayıtlarının toplamda da üç farklı kategorik bileşimde oluşmasına, bu da bireysel farklılıklarda kendi kalıtsallığı olan üç farklıduygu-durum (huy «mood”) tipinin varlığına işaret etmektedir (****).

Bir yanda Homo sapiens’in on binlerce yıldır süren yaşam tarihi akışı içinde oluşmuş yüksek düzeyde el ve vücut becerisi gerektiren işlerde kullanılmaya yatkın olarak belirmiş kinestetik bellek ve onun egemenliği altındaki pratik (yapan) birey tipi bunlardan biridir. Öte yandaysa, kişisel olaylar ulamında yüksek düzeyli bellek kaydının yapılmasına yol açan gelişkin episodik bir bellek sahipliliği ile oluşmuş olankatı benlik ve kişiliğe sahip, bir bakıma otokratik (yöneten) birey denebilecek insan tipi bulunmaktadır.Anlambilimsel (semantik) bellek ise soyutlama yeteneği yüksek entelektüellik düzeyinde olan, yani daha çok anlamla düşünen, eylemi daha az olan birey tipinin kaynağı olmaktadır.

Öte yandan, üç bellek tipinin temelde, yukarıda belirtilen üç yaşantısal birey tipi için bilinen üç öğrenme tipolojisinin de altındaki nörolojik yapının özünü oluşturduğunu söylemek yanlış olmaz. Bilindiği gibi,görselişitsel ve dokunsal diye ayrımlanan öğrenme tipolojilerinden dokunsalın kinestetikişitselinepisodik ve görselinse semantik olanla ilişkili olduğu bilinmektedir.

Nitekim toplumsallaşma sürecinde iş bölümü ve tabakalaşma sırasında yaşamsal öneme sahip olan bilişsel öğrenme biçimleri doğaldır ki, birbirini tamamlayan mesleki, ekonomik ve sosyal alanlar üzerinden değişen toplumun kalkınma, gelişme ve ilerleme sürecinde holistik mahiyeti olan son derecekritik işlevselliklere sahiptirler. Diğer bir deyişle bunlar toplumun geleceği için temel eğitsel-öğretsel etkinliğin özündeki etmenler olmaktadırlar.

Bu açıdan bakıldığında da, toplumsal etkinliklerde yeterli ve gerekli entegre insani başarıların sağlanması için üç bellek tipi sahiplerinin belirlenmiş mesleki ve sosyal alanlara doğru olarak yerleştirilmiş ve konumlandırılmış olmaları son derece önemli yaşamsal gereklerdir (*****).

______________

(*) Devamı gelecektir.

(**)Bellemek, bitkisel üretimin devamını sağlayan potas ve fosfor ile birlikte üçlü biyo-kimyasal eleman içinde en önemlisi olan azotun kökler tarafından emilebilmesi için yapılması gereken havalandırma işinde kazma ile toprağın alt-üst edilmesi şeklindeki işleme verilen addır. Burada dikkat çekici olan durum ise benzetmede olağan üstü güzellikte bir eğretileme işinin yapılmış olduğu hususudur. Çünkü canlılığın olmazsa olmazı, havada bulunup da inert bir gaz olduğundan suda çözünemeyen azot belleme işi ile toprağın bünyesinde bulunan gözeneklerde hapsedilmiş olarak hazır bulunan nitrifikasyon bakterileri aracılığıyla suda çözünür nitrat veya nitrit moleküllerine, yani bitkiler için mineral gübre diye bildiğimiz biyo-etkin bir kimyasala dönüşmektedir. Toprağın bellenmesi ile ortaya çıkan bu olguya mikrobiyoloji’deazot sabitlenmesi (nitrojen fiksasyonu) denmektedir. Zihinsel işlemler sürecinde bilginin sabitlenmesi olan (mecazi) bellemek işi ile ayni kategoriden kimyasal bir süreç olması yönüyle yakın benzerlik içindedir. Nitekim sinirlerce zihinde biyo-elektriksellikle kazanılmış olan bilginin uzun dönemde kalıcılığının sağlanabilmesi için muhakkak kimyasal süreç ile sabit hale getirilmesi gerekmektedir. Ayrıca bu tür biyo-kimyasal süreçlerin özünde protein esaslı, yani azot bazlı biyo-kimyasalların yapıtaşları olarak 20 amino asitin olduğunu da anımsamakta yarar vardır diyorum.

(***)Bunların, üç farklı yaşantı kategorisindeki olguların kaydı sırasında beyindeki biyokimyasal süreçler sonucu ortaya çıkan üç farklı belleme süreci şeklinde yapılaşmış oluşumlar olduğu konusu nöro-biyokimyacılarnörologlarpsikiyatristlernöro-psikiyatristler ve nöropsikologlarca artık geniş kabul görür bir husus olmuştur

(****)Türkçedeki «Huy çıkmadan can çıkmaz” özdeyişi bu bağlamdaki deneyimlerin birikmesi sonucunda söylene söylene yerleşik bir deyiş haline gelmiş olmalıdır.

(*****)Bu nedenle de, üç bellek tipinin pratikteknik ve idari şeklindeki üç ana meslek alanı ile ilişkilendirilerek sosyo-kültürel etkinliğe genel yön verme etmeni olarak ön okullaşma dönemi için doğrudan kullanabilir olduğunu belirtmeliyiz. Böylece sosyo-kültürel sistemi özünde katalize edecek olan bir toplum ortamı yaratıp kalkınmagelişme ve ilerleme için etkin bir toplumsal araçsallıkkazanabiliriz. Bu anlayış çerçevesinde ilerlemek için bir toplum (siyasi) mühendisliği faaliyeti oluşturmak, çok doğru bir hareket şekli olur sanırım

 

  

3 Eylül 2021 Cuma

Osmanlı Tarihi Ve Tarihin Paradigmik İlkeleri -X- (*)

 

 

Stigmerji olgusunun sosyal içerikli boyutunu inceleyen yazarların sayısı az olmamakla birlikte bunların içinde önde gelenlerden biri şüphesiz ki Francis Heylighen’dir (**).

Sibernetikçi olarak ün yapmış olan FHeylighen Belçika Brüksel Vrije Üniversitesi’nde Araştırma Profesörü olarak EvrimKarmaşıklık ve Biliş grubunun çalışmalarını yönetmektedir. Derlemsel anlak, karmaşık uyumlu dizgeler, biliş, öz örgütlenme ve stigmerji konularındaki çalışmaları ile dikkatleri dünyaca üzerine çekmiş bir akademisyendir. Stigmerji konusunu işlediği aşağıda URL’si verilen makalesinde (***) kavrama ilişkin çeşitli yönlere değinmektedir.

Önceki yazıda da belirtildiği gibi stigmerji, öz koordinasyon, yani bir olayda dıştan bir etkiye gerek duyulmadan eylemci (fail, ajan) tarafından bırakılan bir iz aracılığıyla oluşan endirekt koordinasyon ile kendisi ve öteki ajanların sonraki işlemi kendiliğinden yürütmesi fenomenini temsil eden kavramı ifade eden terimdir. Kavramın her tür sürece olan uygunluğu nedeniyle kısa süre içinde pek çok alanda uygulama bulmuş olması son derece dikkat çekici bir olgudur. Bu doğrultudaki gelişmeler sonucunda sosyal hareketlerin yönlenmesi de stigmerjik dizgeler bağlamında açıklanmaya başlanmıştır.

Bu kapsamda da, daha önce vurgulandığı gibi, stigmerji, «Occupy Movement” («İşgal Et Hareketi”) gibi yeni sosyal hareketler bağlamındaki açıklamalar için kullanım bulmuş olan biyo-mimikrik (canlılığı taklit eden anlamına gelmektedir) bir modeldir (***). Bu konuda çalışmalar yapan çeşitli «think-tank” ve akademik etkinlik gruplarından söz etmek olanaklıdır. London School of Economics’te profesör olan David Graeber (****) konunun uzmanı olarak tanınmış bir akademisyendir. Çalışmalarında tedhişçi olmayan direniş hareketleri diye tanımladığı yeni sosyal hareket tipinde hiyerarşik yapının reddi olan anarşist anlayışın etken olduğunu, yani pratik olarak belirtmek gerekirse olayı hiyerarşik olgu olmadan etkinleştiren şeyin stigmerjik dizge olduğunu savunmaktadır.

Öte yandan, «İşgal Et Hareketi”nin de dahil olduğu yeni sosyal hareketler olarak bilinen, günümüz sosyoloji incelemelerinin odağına yerleşmiş bu görüngeyi (fenomeni), «eski” olan yerine «yeni” olan bir paradigma üzerine oturtan ise Alman sosyolog Claus Offe (*****) olmuştur. C. Offe konuyu çerçevelerken değişmiş olan yeni aktörleri (ajanları) şöyle tanımlamaktadır: Bunlar hiyerarşik bir grup olmayıp belli bir konu çevresinde kendiliğinden bir araya gelerek oluşmuş etkin birlikteliklerdir.

Bu tam da stigmerjik oluşumun bir ifadesidir ki kitabın orijinalinin Fransızca olarak 1982’de yayımlandığı dikkate alınırsa stigmerji teriminin neden kullanılmamış olduğu anlaşılır. Belirtidiği gibi terim 1959’da bulunmasına karşın biyoloji alanı dışında 1990’lar sonrasında genel kullanıma girmiştir.

İncelememizin gelinen bu aşamasında sosyal hareketleri 1960’ların son çeyreğinden beri «eski” ile «yeni” şeklinde ayırmakta olan paradigmal değişimin kavramsal arka planına değinmekte yarar vardır.

Tarih yapıcı olay nişleri olarak «Yeni Sosyal Hareketler”, halen 90’lı yaşlarını idrak etmiş olan Fransız sosyolog Alain Touraine’nin çok boyutlu ‘68 Hareketi’ni açıklayabilmek amacı ile Marksist terminolojiden ayrılarak «sosyal sınıf « kavramı yerine «sosyal kimlik” kavramı üzerine inşa ettiği kavrayışı ifade eden bir terimdir. Böylece toplumsal hareketlerde sınıfsal ve «dikey hiyerarşik” eylem oluşumu yerine kimliksel ve «yatay ağsal” eylem oluşumu olgusuna yer vererek politik-ekonominin olaylardaki sınıfsal tekli boyutlu yaklaşıma karşılık sosyal-kültürel olayların kimliksel çoklu boyutlu yaklaşımını getirmiştir.

Bu yaklaşımın da daha önceki tarihsel kökenine inildiğinde, sonunda evrimci Veblenyan anlayışın özündeki ekonomik-sosyal politika olarak hem sermaye sınıfına hem de merkezileşmenin göstergesi olarak aylak sınıfa karşı olan «kurumsal iktisat” olgusunun izlerini bulmak olanaklıdır.

Denilebilir ki genelde19. Yüzyıl ortasından, daha kesin bir tarihle 1848’den itibaren sosyal hareketlerin «eski” açıklaması fiziksel Newtonyan, yani deterministik bir dünya görüşü zemininde kurgulanırken, 1968’den beri gündemde olan «yeni” açıklama bunu biyolojik Darwinyan olasılık üzerine kurulu nedensellik zemininde yapmaktadır.

Maddenin bir hali olarak gazlarda makro büyüklükler olan basınç ve sıcaklığı molekül düzeyindeki hareketliliğin istatistiksel hesabı ile tanımlayan Ludwig Boltzmann’ı bu vesile ile anmadan geçmek istemiyorum. Boltzmann’ın 19. Yüzyıl sonlarında Newtonyan mekaniğe dayanan gaz termodinamiğini moleküler durumların istatistikî bir toplamı olarak açıklayıp olasılığı fiziğin gündemine getirdiği gibi şimdi de 20. Yüzyıl’ın son on yılından bu yana tarihi başlatan olayların açıklanması stigmerjik olgularyani eşdeğer tekli durumların istatistiksel kümülâsyonuna dayandırılmaktadır. Böylece de bilimlerin genelindeki açıklamalar için kesinlik üzerine kurulu nedenselliğin yanı sıra artık olasılıksal nedenselliğin de rahatlıkla kullanım bulduğunu söyleyebiliriz.

________________

(*) Devam edecektir.

 

Mustafa ÖZCAN