9 Temmuz 2021 Cuma

Osmanlı Tarihi Ve Tarihin Paradigmik İlkeleri -VIII- (*)

 

Tarihin özü ve tarih felsefesinin kökü olarak paradigmik ilkelerin arayışı konusunda yaptığım inceleme ve irdelemelerde geldiğim bu noktada konu şimdi sosyo-psişik bir boyut kazanma durumunda bulunmaktadır. Bu bakımdan, sosyal hareketlerin oluşum ve gelişme sürecini kısaca görmüş olduğumuz yukarıdaki aşamadan sonra artık irdeleme sürecinin olmazsa olmazı bir aşama olan kolektif kimlik ve toplumsal örgütleniş biçimleri konusundan da kısaca söz ederek olgunun çatışma (odağı) kaynağı ile birlikte bu üç ana öğesine değinmiş olma işini tamamlamak istiyorum.

Bu kapsamda başvurulacak makul bir anlıksal (entelektüel) algoritma olarak, C. G. Jung’un derlemsel (kollektif) bilinçaltı kavramından yola çıkarak M. Halbwachs’ın kollektif belleğineoradan da ortak akıl (sosyal, sağduyusal, meta üst us) ve derlemsel kimliğe ulaşan zihinsel iz sürme işini öneriyorum. Son derece doğru diyalektik bir akışı temsil etmekte olduğu bilinç akışı ile konuyu ele alarak irdeliyorum.

Yaptığım irdelemelerin sonuçlarına göre, uygarlıklardevletler, gelenek ve görenekler gibi bütünsel kültürsellikler v.b. şekillerde ortaya çıkmış olan toplumsal veya kültürel kurumlar mahiyetindeki yapılara karşılık gelen temsilci kollektif kimlik tiplerini hiyerarşik olarak şu şekilde saymak olanaklıdır:

Toplum Durumu Kollektif Kimlik

Uygarlıklar Dinsel Kimlik

Devletler Ulusal Kimlik

Etnisite Etnik Kimlik

Ekonomiler Mesleki Kimlik

Hümaniteler Entelektüel Kimlik

Ayrıca, sosyal hareket’in zaman içinde enformelden formele doğru evirilerek ilerleyişi incelendiğinde örgütleniş yapıları olarak beliren aşamalarının şöyle bir yetkinlik sıralanışı içinde olduğu görülür:

1) Çekirdek oluşumlar (nişler),

2) Uzlaşı grupları,

3) İlgi grupları,

4) Çıkar grupları (lobiler),

5) Tüzel kişilikli örgütlenmeler (siyasi partiler, sivil toplum girişimleri, odalar, birlikler vb).

Anlaşılacağı üzere, çekirdek oluşum ile başlayan bir sosyal hareket süreci ilerleyen yetkinleşmenin son aşamasında tüzel kişilikli bir kurumsallaşma durumuna erişmektedir.

Öte yandan, tarihin oluşum sürecinde tarih yapıcı sosyal hareketlerin etkililiğini soruşturmak son derece öğretici bir uğraş olduğunu yeniden belitmeye gerek yoktur. Konu harekete katılanların sayısıörgütün formellik durumukatılımcı sayısına göre etkinlik durumu gibi hususlar bakımından ele alındığında çatışma grupları olarak çekirdek oluşumların kısa zaman içinde her bir katılana göre yüksek bir etkililik düzeyi göstermekte olduğu görülür. Buna karşın çekirdek oluşumlar yaşam sürelerinin kısalığı nedeni ile kolayca yok oluş şeklinde bir olumsuzluğa sahiptirler. Nitekim bu açmazdan çıkma, tarihin diyalektik sürecinde çelişkilerin neden olduğu olayları başlatan durumlar olarak benzer çatışma odağı sayısının (niceliğinin) belirli bir büyüklüğe erişmesi ile ortaya çıkan ağlaşma şeklindeki nitel dönüşüm sonucunda oluşan tümleşme ile mümkün olabilmektedir.

Bu gelişmeyi terminolojik olarak etolojide «sürü zekası” (İng.: swarm intelligence) davranışını açıklamakta kullanılan Pierre-Paul Grassé’nin stigmerji ( İng: stigmergy) kavramı bağlamında ele almak, bize yukarıda verilene benzer sosyal durumları doğru yerden bakarak açıklama olanağı sağlayan bir bakış açısı kazandırmış olacaktır.

_____________

(*) Devamı gelecek ayki yazıda.

 

Mustafa ÖZCAN

21 Haziran 2021 Pazartesi

Osmanlı Tarihi Ve Tarihin Paradigmik İlkeleri -VII- (*)

 

 

Sosyal hareketlerin etmenlerini, doğal olanların yanı sıra onlardan etkilenip tarihi yapan ikincil nitelikteki toplumsal etmenler diye iki dikotomik ulamda toplayarak tanımlamak yerinde bir yaklaşım olacaktır. Bu doğrultuda, dini metinlerde mahşerin dört atlısı metaforu (kıtlığı doruatlı, salgını yağızatlısavaşı alatlı ve kargaşayı kıratlı simgeler) ile kendisinden söz edilen tarih yapan dört etmenden kıtlık ve salgın şeklinde ortaya çıkan ilk ikisi doğal etmenler ulamı oluşturur. Kargaşa ve insani bir özyıkım olan savaş ise yapıntısal karakterde olduğundan genelde doğal olan etmenlerin ardından tarih sahnesine gelen ikincil ulam toplumsal ile özdeştir diyebiliriz.

Bu kapsamda ele alındığında, değişik çatışma şekillerinden kaynaklanan kargaşa (kaos) tarihte daima sosyal hareketlerin tetikleyicisi olarak işlev görmüştür. Ancak ayni zamanda da bunun, güç istenci odaklarınca devlet-toplum eksenindeki derin ilişkileri yönlendirmekte örtülü olarak kullanılan siyasi bir araç olduğunu unutmaka gerekir. Bu nedenle günümüz tarih anlayışına göre, manipülasyondan uzak olması kaydıyla, tarihin gerçek başlatıcısı çekirdek öğeler olan sosyal hareketlerin karakteristik yapısının ne olduğunun ortaya konulması paradigmik ilkelerinin anlaşılabilmesi için kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bu bakış açısıdan sosyal hareketler, tarihin gerçek omurgası niteliğiyle tarihi inşa eden etmenlerdir. Ancak, mahşerin dört atlısı mecazında da çıkarılacağı gibi, her tarihsel dönem belirli bir coğrafyada kendi sosyal hareket tipini yaratır.

Bu bakımdan, özellikle tarihöncesinde ve ilkçağlarda kıtlık(açlık) ve salgın (veba) şeklindeki doğal olaylar sosyal hareketlerin en olası nedenlerinin başında gelmiştir. Bugünse, doğal etmenlerin sosyal hareketleri başlatma yönündeki etkililiği, insani kültürün artık doğal olana üstün gelebilmesi nedeni ile yapıntısal ortam şeklinde günlük yaşamın neredeyse tamamına egemen olmuştur. Hatta kendiliğinden olmayıp manipülatif olanların şimdilerde esas olarak tarihi belirleyici konumda olduğunu söylemek bile yanlış değildir. Konu bu kapsam ile uzun dönemli makro tarih içinde ele alındığında, ilkçağlardakinin tersine bugün doğal olayları dahi tetikleyen yapıntısallıkların artık zihinlerde de varlıklarını kabul ettirip tarih yapan etmenler olarak entelektüel gündeme yerleştiğini görmek olanaklıdır

Nitekim bu minvalde, insan eli ile ortaya çıkmış olduğu artık su götürmez bir gerçek olan doğal-çevresel kirlenme ve iklimsel bozunmaya karşı sürdürülen toplumsal mücadele, şekil itibariyle evrensel nitelikteki bir sosyal hareket olarak halen küresel siyasi gündemin birinci sırasındadır. Bu kapsam ile günümüzün en önemli sosyal hareketi olan çevrecilik, 1970’lerde başlayıp geçen yüzyılın son çeyreğinde uluslar arası kamuoyunda yerleşik hale geldikten sonra 21. Yüzyıl’ın başından itibaren de küresel siyasi gündeme giderilmesi gereken ana evrensel sorun olarak girmiştir.

Böylece belirlenen bu görüngeden bakıldığında görünen genel bir sonuç olarak ifade etmek gerekirse, insan eliyle doğal çevrenin bozunmasının en ağır biçimi olan iklimsel ısınmanın, 21. Yüzyıl kültürel ve siyasal arenasındaki tarih yapıcı sosyal hareketlerin esas tetikleyicisi mahiyeti ile ortaya çıkacak olan ana çatışma kaynağı olacağı kesindir.

 

_(*) Gelecek yazıda konuya devam edilecektir.

Mustafa Özcan _____________

 

21 Mayıs 2021 Cuma

Osmanlı Tarihi Ve Tarihin Paradigmik İlkeleri -VI- (*)

 

Bir irdeleme yöntemi olması mahiyeti ile tarihe felsefi görüngenin düşünsel eksenin iki zıt kutbundan, yani konuya kurgusal (spekülatif) ve eleştirel (kritik) yönlerden yaklaşarak bakıldığında son derece öğretici sonuçlarla karşılaşılmaktadır.

Bu durum ayni zamanda, sosyal ve beşeri bilimlerin bütününde soyut lama için geçerli olan bir akıl yürütme stratejisinin varlığı konusundaki önemli ipuçlarını da ortaya koyar. Böylece elde edilen spekülatif tarih felsefesi ile özellikle insanoğlunun ereğinin ne olduğunun araştırılması konusundaki sorulara yoğunlaşma olur iken diğer kategori olan kritik tarih felsefesinde ise tarih akademik bir disiplinmahiyeti ile görülerek olgunun ne kadar nesnelleştirilebileceği yönündeki sorular cevaplanmak istenir.

Öte yandan, tarihsel paradigmik ilkeler ile ilgili olabilecek teorik tarih konularının bütünün eksiksiz olarak ele alınması irdelemenin tamlığı açısından gereken bir husustur. Bu nedenle 19. Yy ilk yarısındahistorizm (tarihçilik) ve sonra da 20. Yy başlarında bunun diyametrik karşıtı olarak historisizm(tarihsicilik) diye anılarak ortaya çıkan felsefi görüşlere ve bunların kavramlarına değinmeden geçmek olmaz.

19. Yy başlarında Alman idealist felsefesinin doruğu yaşanırken akımın en önemli temsilcisi G. F. Hegeldüşünme süreci ile ilgili olabilecek konuların küllisi hakkında fikir üretmekten imtina etmemiştir. Bu kapsamda da Kant’ın uzay-zaman kategorisi (algısı) zemininden hareketle tarih olgusunu historizm olarak adlandırılan şekliyle yorumlamaya yönelmiştir. Hegel’in bu görüşüne göre tarih eşsiz görüngülerden ibaret olan zamansal akış olarak anlaşılır. Böylece akışın her aşamasındaki tarihsel dönemler kendi düşünceve ilkeleri ile ele alınırken bu durum kendini pratik olarak zamanın ruhu şeklinde belli eder.

Bu tarih anlayışını diyametrik karşıt kutuptan bakarak 20. Yy başlarında historisizm kavramı altında eleştirense K. Popper olmuştur. Popper’e göre bu tür tarih anlayışı tümüyle gerçek dışıdır ve doğrudantotalitaryan ideolojilerin oluşmasına yol açar. Popper’in gene bu anlayış doğrultusundaki geliştirdiği epistemiğine göre bilginin gelecekte nasıl bir şekil alacağını şimdiden anlamak da olanaklı değildir.

Tarihi teorik olarak ele aldığımız önceki denemelerden sonra şimdi de konuya pratikten bakan görüngeden yaklaşarak yazı dizisinin teorik ve pratik olarak bütünleşmesini sağlamaya yönelmek istiyorum.

İşlenilen konuların çerçevesi bakımından pratik tarihin en fazla ilgili olduğu Orta ve Yeniçağ tarihiniholistik (bütünsel) olarak anlamak için dünyanın coğrafi açıdan uygarlık kategorileri temelinde bir değerlendirmeye tabi tutulması gereklidir. Böylece yapılan değerlendirmenin ilk adımda o dönemde etkin olan Eski Dünya’nın (o çağlarda Avrasya’dır) tarihsel olarak aşağıda verili olan dört ana ve bir düzine tali tarihten oluştuğu görülür.

– Batılı olan Fransızİngiliz ve Alman tarihleri

– Orta Doğulu olan İslam Tarihi olarak Arapİran ve Türk tarihleri

– Doğulu olan Hint, Sih ve Moğol tarihleri

– Uzak Doğulu olan ÇinJapon ve Kore tarihleri

Gene konuya pratik tarih açısından bakarak disipliner alanlar temelinde bir ayrım yaparsak genel anlamdadikotomik çift kutuplu üçlü bir bölümlemeye ulaşırız:

1. Sosyal hareketler tarihi-Dinler tarihi

2. Siyasi tarih-Ekonomi tarihi

3. Askeri tarih-Diplomasi tarihi

Tarihi pratik yaklaşımla coğrafya ve disipliner alanlar olarak iki ana kategori üzerinden entegre edersek kapsamı çok yönden bütünleşmiş olan küresel bir tarihe ulaşmak olanaklı olur. Ancak bu gene de bu yaklaşım paradigmik ilkeler açısından aranılan tarihsel özü ele vermez. Tarihsel öz ancak insan toplumlarının yaşantısının ortak paydası olarak zamana yayılmış sosyal hareketleri yapan tarihsel olguların içindeki çekirdeklerin bulunup zamana göre tümleşikleştirilmesi ile ortaya çıkarılabilir.

Buradan hareket ile Osmanlı Tarihideki sosyal hareketlerin Orta Doğu’nun Ortaçağ ve Yeniçağ tarihi ilebir bütünlük içinde değerlendirilmesinden paradigmik ilkelere yönelik olan tarihsel bir öz için sonuçlar çıkarılabilir.

______________

(*) Gelecek yazıda konuya devam edilecektir.

Mustafa Özcan