27 Ekim 2023 Cuma

CUMHURİYET 100. YAŞINDA


Bazı zamanlar insanlara özel geldiği gibi devletler için de özel olan zamanlar vardır.

Ülkemizin kurtuluşundan sonra yeniden kuruluşu için yapılan düzenlemelerin en başında cumhuriyet yönetim sistemine geçişimizin 100 yılı sürecine girmiş bulunmaktayız.

Cumhuriyete geçişimize karar verildikten sonra egemenliğin kayıtsız şartsız halkta olduğu yönetim biçime geçilmesi her yıl 29 ekimde bayrak olarak kutlanmaktadır.

Bu eserin sahibi Atatürk’ün cumhuriyeti 29 Ekim gününe getirmesi de özenle seçilmiş bir tarihtir. Biliriz ki bu ülke 30 ekimde 1918 tarihinde imzalanan Mondros mütarekesi ile ülkemiz işgale başlama sürecine girmiş ve imzalanan Sevr antlaşması ile bu işgal resmileştirilmek istenmiş ve ülkemiz toprakları paylaşılmıştır.

Bu paylaşmaya karşı çıkan güçler, Erzurum, Balıkesir ve Sivas kongreleri ile toplanmışlar sonunda Mustafa Kemal Paşa’nın öncülüğünde verilen kurtuluş savaşından sonra ülkemizde artım yeni bir yönetim şekline dönülmesinin gerekliliği ortaya çıkmıştır.

İşte her yıl 29 ekimlerde kutladığımız cumhuriyet bayramları illerde ilçeler de köylerde okullarda kutlanmaya başlandığından, Gönen ilçemizde de bu kutlamalar ile ilgili en eski bir fotoğraf belediye arşivinde dikkat çekmiştir.

Bu fotoğraf harf inkılabından önce yapılmış olduğu anlaşılan bu görüntünün 100 yıla yakın bir bayram görüntüsü olduğundan önemlidir.

Bu fotoğraftaki yazılara bakarak harf devriminin yapıldığı 1 Kasım 1928 tarihinden önce çekilmiş olduğunu anlaşılmakta.

Yine fotoğrafta Atatürk’ün Gençliğe hitabesinden bir kısım alıntı yapıldığından anlamaktayız ki Atatürk nutkunu 15-20 Ekim tarihlerinde okumuş olduğundan bu bayram fotoğrafının çok net bir şekilde 29 Ekim 1927 tarihine ait olduğu çok açık olarak görülmektedir.

Cumhuriyetin 100 yılını kutlamaya hazırlanmakta olduğumuz günlerde 96 yıl öncesinde bir Cumhuriyet Bayramı kutlama fotoğrafının olması önemli bir kazanımdır.

Bu fotoğrafa baktığımızda; Takın üzerinde “Yaşasın Cumhuriyet” yazısını görmekteyiz. Yine kanat takılı kız çocuğunun “Cumhuriyet” yazısı görmekteyiz.

Öndeki iki erkek çocuğun taşıdığı yazılı dövizde ise Atatürk’ün Nutkunda gençliğe hitabesindeki “Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.” hitabeti bulunmaktadır.

Bu fotoğrafın Gönen’de ulaşılabilen en eski cumhuriyet kutlaması görüntüsü olması açısından önemlidir. Görüntüler ve verilen mesajlar ve bu bayrama verilen önem açısından Gönenliler için önemli bir tarihi kazanımdır.

100 yılını kutlayacağımız Cumhuriyetimizin sonsuza değin sürmesi dileği ile Cumhuriyet Bayramının önemini kavrayanların bayramını kutluyorum. Saygılarımla.

Av. İsmail Hakkı Konar

    

12 Eylül 2023 Salı

GÖNEN KENT KONSEYİ GÖNEN TARİHİ MİRASINI KORUMA ÇALIŞMA GRUBU 48. TOPLANTISI 7Eylül 2023 Perşembe GÜNÜ SAAT 16.00’DE GÖNEN ÖMER SEYFETTİN KÜLTÜR MERKEZİNDE GERÇEKLEŞTİRİLDİ.

 

 

KATILIMCILAR:

1-      Mustafa ÖZCAN

2-      Mehmet YILMAN

3-      Samet Arıker

4-      Meriç SÜRER

5-      Yaşar AYBEY

6-      İsmail Hakkı KONAR

7-      Abdullah YILMAZ

 

Toplantının Gündemi:

Her ayın ilk Perşembe günü saat 16.00da Ömer Seyfettin Kültür Merkezinde gerçekleştirilen toplantıda Cumhuriyetin 100. Yılı kutlamalarında yapılması düşünülen konular ele alındı.

Grup üyeleri kutlamaların bir güne sığdırmak yerine bir hafta boyunca kutlanmasını önerdi. Kutlama Haftası içinde Kültürel Söyleşi ve ünlü yazarların imza Günü yapılabileceği düşünüldü.

 

 

 

5 Ağustos 2023 Cumartesi

IŞIL AKKOYUNLU’NUN ŞİİRLERİNDE YEREL KÜLTÜREL UNSURLAR

 

 

                                                                                                                  Abdullah YILMAZ

Işıl Akkoyunlu Kimdir?

Gönen’de doğan öğretmen, yazar Işıl Akkoyunlu:

Halkla İlişkiler, İşletme Fakültesi, Kozmetik-Güzellik Uz, Ayla Algan Ekol Drama, sinema ve tiyatro mezunudur. Dizi film ve reklamlarda da rol almıştır.

“Işıl Işıl Güzellik” kitabı, “Işıl Işıl Yürek” “Işıl Işıl Sev” ve “Kadınsan” “Gönencem” kitapları yayınlanmıştır.

Cinius Yayınlarından Şubat 2017 yılında çıkan Işıl Işıl Yürek şiir kitabında, Çok Seviyorum, Seni Sevmek Ata’m, Söz Ata’m, Atam Gibi şiirlerinde görülebileceği gibi ulusal değerlere değinmiş bir şairdir.

Günlük hayattan şiirlerini beslediğini hissettiğimiz şairimiz Işıl Işıl Yürek kitabıyla 2018 Altın Kalem ödüllerine layık görülmüştür.

Işıl Işıl Yürek kitabının sayfalarına yolculuk yapınca şairimizin bazen, çocukluğunda geziyoruz bazen de Işıl Işıl sevginin nasıl olması gerektiğini öğreniyoruz.

Şairimizin Kadınsan isimli kitabında ve diğer kitaplarında Gönen’den izler de buluyoruz.

Şimdi Gönen’i Işıl Akkoyunlu’nun kendi şiirlerinden dinleyelim.

CANLILARIN SEVGİLİSİ

Vitrinleri çok, park yolunun

Kalabalık, uzun ince yolunda

Bir başına, isyanını haykırır,

Kâh camda, kâh kapı önünde,

Hep birilerine kızar, söylenir,

Bütün gün, kendinle konuşur,

Apartmanların, tam da köşesinde,

Eski, tek katlı ahşap evinde,

Parka gidenleri seyreder, ya da,

Mutlaka, çöp bidonlarının başında,

Peşinde, sanki bütün kasabanın,

Evsiz, barksız kedi, köpek ordusu,

Artan ekmekleri, yiyecekleri toplar,

Çöpten onlara verir, korur gözetir,

Eşi vefat edince, tümden benliğini,

Başıboş gezen, canlılara adamıştı.

Onları, herkeslerden, çok sever,

Yaz, kış gözümüz arkada kalmaz,

Kadriye abla, aç susuz bırakmaz,

Hepsiyle ilgilenmesi, huzur verir.

Sürekli isyanı nedendir, bilinmez,

Halli, dertli kimseyle sohbet etmez,

Bir şey desen, hemen de sinirlenir,

Bazen savaş ederdi sanki kendinle,

Kime öfkelenir, kime söylenir bilinmez,

Yoldan geçenler, mutlaka ona bakar,

Meraklı bakan gözlere, daha da kızar,

Sanırsınız, insanlardan nefret eder,

Ne söylediği, hiçbir zaman anlaşılmaz,

Sevgisi sadece, sevimli canlılara.

Park yolunun olmazsa, olmazı,

Canlıların dostu, Sevgili Kadriye abla,

Bir gün, sela seslerinde, yitip gitti.

Kadriye ablanın, çok sevdikleri,

Boynu bükük, uzanan dost elsiz,

Kalabalık park yolu, ıpıssız kaldı.

(Kadınsan, 2018, sayfa72-73)

 

ÇOK ŞANSLIYIM

Unutulmaz, değerli yazar,

Ömer Seyfettin’in doğduğu,

Birbirinden anlamlı, öykülerinde,

Kasabamızın girişinde yazan, cümlesi:

“Ben Gönen’de doğdum.”

Ömer Seyfettin’in kitaplarını,

“Beyaz Lale”, “Yalnız Efe”, “Falaka”,

“Bahar ve Kelebekler”, “Pembe İncili Kaftan”,

Ve daha nice eserlerini, su gibi,

Aynı mahallesinde severek okudum.

Arkadaşlığın, fedakârlığın değerini,

Verilen sözlere bağlılığın önemini,

Cancağızım demenin, güzelliğini,

Hayvanları, en çok da atları sevmeyi,

Öğüt veren öykülerinden öğrendim…

Oksijeni bol, yeşillikler içinde,

Asırlık, ulu ağaçların altında,

Saatlerce çitlembik topladım.

Tahta masalı, havuzlu parkta,

Serinleten, gönül huzuruna,

Burcu kokan, çayımın tadında,

Demli sohbetlere, şahit oldum…

Gönen’in, iki yakasını ayıran,

Tarihi köprüde, yürüdüm,

Annemin, ellerinden tutup,

Yol boyunca, sabırsızlıkla,

 Karıncaların telaşını, sordum,

Düğünleri var masalını, dinledim!

Karıncalara, kıyamayan yüreğimi,

Çok sevdiğim, annemden,

Ölünceye dek miras aldım.

Gelincik tarlasında, koştum,

Papatyalardan taç, yaptım,

Çıplak ayaklarımla, sekerek,

Gönen çayından geçtim...

Biricik kahramanım babamla,

Sevinçten, havalara zıplayıp,

Gün boyu, oltayla balık tuttum…

Kışın, karlarda yuvarlandım.

Hafta sonları olmazsa, olmaz,

Dertlere deva, şifalı sularında,

Şarkılar söyleyerek, yıkandım.

Ev geçimine, katkıda bulunan,

Annemden, komşu teyzelerden,

Yedi yaşında, oya yapmayı,

Yardımlaşmayı, el uzatmayı,

Değerlere, saygı duymayı,

Arkadaşlığın, dostluğun önemini,

Çıkarsız, sevginin güzelliğini,

Evimizin bitişiğinde, okunan ezan sesini,

Annemin kışı, bahara çeviren gülüşünü,

Babamın gücünü, merhametini,

Başarılı olduğumuzda, yere göğe sığmayan,

Mutluluk dolu, heyecanlarını sevdim.

Şeftalisi, patlıcanı, pirinci, zeytini,

Eti, sütü, loru, yoğurdu, peyniri,

Keşkek, koca kulak, saçaklı mantısı,

Höşmerim, ovma, sütlü kabak,

Dünyaca ünlü tatlarını, doyasıya tattım…

Doğa yürüyüşlerinde, Alacaoluk Kalesi’nde,

Ay yıldızlı bayrağımızı, dalgalandırırken,

Gönenli olmanın, gururunu yaşadım.

Annem, babam, dedelerim, atalarım gibi,

Çok şanslıyım, “Ben de Gönen’de doğdum.”

Kadınsan 2018 sayfa96-98

Kadınsan isimli şiir kitabında olduğu gibi Favori Yayınlarından 2020 yılında çıkan Işıl Işıl Sev kitabında da Gönen şiirlerini görmekteyiz.

ÂŞIKLAR KÖPRÜSÜ

Mis kokular yayar, mor menekşeleri,

Entarilerini giyinmiş, yeşilin tonlarında,

Asırlık, çitlembik ağaçlarının gölgesinde,

Gönen’in sevdasıdır, aşıklar köprüsü.

 

Üstünde binlerce çocuk oynadı, koştu,

Gelinlik kızların elleri, sevgiliye kavuştu,

Gönen’de yaşayanlar, huzurla yürüdü,

Gönen’in sevdasıdır, âşıklar köprüsü.

 

Unutulmaz anılara şahittir, resimlerde,

Yıkılsa da yeniden yapılır şevkle.

Gönen sevdalıları, kalbi atar üzerinde,

Gönen’in sevdasıdır, âşıklar köprüsü.

(Işıl Işıl Sev 2020 sayfa 60-61)

 

YEŞİL GÖNEN

Kınalı ellerinde hep iğnesi, ipliği,

Göz nurudur, çemberindeki oyası,

Marifetlidir, Gönen’in kadınları.

Menekşeler kokar, yeşiller içinde,

Beyaz kuğular salınır, gelin gibi,

Tahta masalı, büyük havuzlu parkı,

Daimi dostlar buluşur, çay deminde.

Yeraltından çıkar, kaynar suları,

Dertlere, bin devadır kaplıcaları.

Pembe güzellik katar, güzelliğe,

Dağ Ilıcası’nda, gençleştirir suyu,

Manav tarhanası, saçaklı mantısı,

Yazar Ömer Seyfettin’in doğduğu,

Öykülerinde, özlemle andığı yeri,

Eti, sütü, peyniri, yoğurdu, pirinci,

Gönen’dir, bulunmaz tatların yeri.

(Işıl Işıl Sev 2020 sayfa 80)

 

7 Temmuz 2023 Cuma

GÖNEN KENT KONSEYİ GÖNEN TARİHİ MİRASINI KORUMA ÇALIŞMA GRUBU 46. TOPLANTISI


6TEMMUZ 2023 Perşembe GÜNÜ SAAT 14.00’DE GÖNEN BELEDİYESİ TOPLANTI SALONUNDA OLAĞANÜSTÜ GÜNDEMLE GERÇEKLEŞTİRİLDİ.

 

KATILIMCILAR:

1-      Mustafa ÖZCAN

2-      Mehmet YILMAN

3-      Samet Arıker

4-      Ali Gültekin ONAR

5-      Hikmet KÜÇÜKKÖSE

6-      Faruk BİRAY

7-      İsmail Hakkı KONAR

8-      İzzet Fuat ONAR

9-      Melek KÜET

10-  Kadri BAYAR

11-  Dilek KÜÇÜKKÖSE

12-  Kevser RUHİ

13-  Abdullah YILMAZ

 

Gündeme Gelenler:

Her ayın ilk Perşembe günü toplanan Gönen Tarihi Mirasını Koruma Çalışma Grubu, kurulacak Kent Müzesinde sergilenmek üzere tarihi Gönen fotoğraflarını inceledi. Büyük çoğunluğu siyah-beyaz fotoğraflardan oluşan arşivde bayram, düğün, tören, panayır gibi toplumsal olayların görüntüleri vardı.

En eski fotoğrafların 1920li yıllara tarihlendiği görülmekteydi.

 

7 Haziran 2023 Çarşamba

Osmanlı Tarihi Ve Tarihin Paradigmik İlkeleri -Xxx-

 

 

Mustafa ÖZCAN           m

 

Yazı dizisinin bu son makalesinde, Osmanlı tarihi ile tarihin paradigmik ilkeleri arasında olabilecek ipuçlarını bulmak için öncekinin devamı olarak konuya tarihöncesi disiplini görüngesinden bakan çıkarsamalar için deneme yapmaya devam edeceğim.

Her zaman olduğu gibi konuyu ilkin bütünsel (holistik) tarz ile ele almak üzere, tarihe intikal etmiş Türk devletlerinin baştan sona doğru olan kronolojik akışında Osmanlı’nın yerini anımsamakla başlıyorum; hatırlanacağı gibi Osmanlı 16 devletten oluşan resmi sıralamada en sondaki devlettir.

Ayrıca, proto-Türk tarihi ile başlayan iki bin iki yüz yıllık tarih süreci boyunca kurulduğu belirtilen bu 16 devletin ortalama ömrünün iki buçuk asır olmasından hareket ile de Osmanlı’nın iki buçuk kata varan bir ömür ile bunların içinde yaşamda kalım bakımından olağanüstü bir başarı sağlamış olduğunu da vurgulamalıyım.

İşte böyle bir başarıyı yaratan çevresel etmenler ile bünyesel özelliklerin ne olduğunun anlaşılması konusunu ele alalım. Bunun için konuya bütünsel-sistemik bir görünge ile bakmak gerekmektedir. Bu kapsamda yapılacak değerlendirme için ‘tarih yazımının “7t’li ” yöntemi‘nin(1) “tahlil , tefsir ve terkip ” şeklinde verilen son üç adımına başvurulması uygun seçim olacaktır.

Böylece, analiz (tahlil ) ve yorum (tefsir ) ile sağlanan sonuçların ardından sentezinin (terkip ) yapılması sonucunda konunun tümlevi (entegrali) sağlanır ki, bu aşamada da konunun evrensel diyalektik tarihsel akışın uzun dönemli ve derin nitelikli spiral gelişme süreci modeli ile açıklanmasını olanaklı kılar.

Öte yandan, bu tür uzun dönemli ve derin nitelikli tarihsel olayların aydınlatılması ile ortaya çıkan tarihsel olgulara evrensel bir karakter kazandırılmasıyla da şüphesiz ki tarihin paradigmik ilkelerinin belirlenmesi aşamasına ulaşılır.

***

Şimdi konuya, tarihöncesi bağlamında ve “7t’li ” yöntem çerçevesinde holistik tarzın soyut yanı olan düşüncenin kayda geçmiş somut yanı olan arkesinin temsili olarak Türklerin yazılı yapıtlarını ele almak sureti ile bakalım. Bunun için konuyu 8. yüzyıl da bulunarak Türklerin ilk yazısı kimliği ile arkeoloji dünyasında kayda geçmiş olan “runik ” harfli Göktürk alfabesi ve dilindeki Orhun Yazıtlarını (2) içeriğinin bileşenleri üzerinden kısaca irdeleyelim.

Yazıtlar Türklerin devlet anlayışı, kültürel öğleleri ve sosyal yaşantısı ile ilgili bilgiler içerir. II. Göktürk Kağanlığı’na ait olup 1889 yılında Moğolistan’ın Orhun Irmağı Vadisi’nde bulunan bu yazıtlara keşfedildikleri yer nedeni ile Orhun Yazıtları denmiştir. Eski adı kitabe ve Göktürk önderleri adına dikilmiş olan üzeri kazılarak yazılmış bu anıt taşlar Orhun Irmağının yanı sıra Orta Asya Moğolistanı’nın diğer bazı yerlerinde de halen mevcudiyetlerini sürdürmektedir 

Göktürk Alfabesi, Danimarkalı  dilbilimci Vilhelm Thomsen  tarafından, Rus Türkolog Vasili Radlof ’un yardımıyla çözülmüş ve keşif 1893 yılının  15 Aralık  günü Danimarka Kraliyet Bilimler Akademisi‘nce bilim dünyasına duyurulmuştur. Yazıtların araştırılmasına başından itibaren pek çok ülkenin arkeolog ve dilbilimci Türkoloğunca katkı sağlanmış olmasına karşın “Türk Toplulukları ” içinde konunun araştırılmasına yönelik ilgi sadece Türkiye ’de, o da, 20. Yüzyılın ikinci yarısından sonra duyulmaya başlamıştır.

Yazılış tarihleri, Kül Tigin Yazıtı için 732  yılı ve Bilge Kağan Yazıtı için 735 yılı olarak verilen Orhun Yazıtları, bulunduğunda Türkler için tarihöncesinin bitişinin zamanını belirlediğinden Türk Tarihine dair olağan üstü bir değişim dönemini ifade etmesi yönü ile son derece önemlidir.

Böylece, yeryüzünde Tarihöncesini ilk bitirenler olan Sümerler için yazılı tarih veya daha kısa bir deyişle tarih, beş bin beş yüz yıl önce başlamış iken yerleşik olmadaki gecikme sonucunda Türkler için yazılı tarih sadece bin üç yüz yıl önce başlamıştır. Dört bin yılı aşan bu yazıya dayalı kültürel uçurumun yarattığı boşluk entelektüel gecikmişlikteki aranın kapanmasını güçleştiren “katı bir duvar ” olarak halen karşımızda durmaktadır.

Sonuçta, tarihte gelişme sürekliliğini binlerce yılı bulan yazılı kültüre dayandırarak sürdüren “birleşik kıta” Avrasya’nın iki ucundaki Çin ve Avrupa , kıtanın ortasında kadim çağlardan beri bu olanaktan uzun dönemler süresince mahrum kalmış olan Orta Asya’nın sözlü kültürlü halklarına karşı kesin bir üstünlük sağlamıştır.

İşte Osmanlı’nın, diğer Orta Asya Türk devletlerine kıyasla devletin sürekliliği yönündeki kısmi de olsa göreceli üstünlüğü, kentleşmiş olmaktan dolayı maddi kültür ve yazılı seküler uygarlığa sahip Avrupa ‘ya ikinci milenyum un ikinci çeyreği nden itibaren komşu olmayla maddi kültür ve yazılı seküler uygarlık yönünde az da olsa sağlamış olduğu gelişmişliği dolayısıyladır.

Kaynaklar

(1) http://kadikoydusunceplatformu

 

                                                                             

9 Mayıs 2023 Salı

KEMAL FERDİ BURCUOĞLU’NUN GÖNEN VE ÖMER SEYFETTİN KİTABI

 

                                                                                          

                                                                                                            Abdullah YILMAZ

Kemal Ferdi Burcuoğlu Kimdir?

Nüfus kütüğüne kayıtlı olan adı Ahmed Kemal Burcuoğlu olmasına rağmen, nedeni bilinmemekle birlikte Kemal Ferdi Burcuoğlu olarak tanınmaktadır. Aslen Gönenli olan yazar, babasının Ziraat Bankası müdürü olarak görev yaptığı Sındırgı’da 1Temmuz 1900'de dünyaya gelmiştir. Anne adı Leyla, baba adı Halil Rıza’dır. Osman Ziya ve Celal adında iki kardeşi vardır. Öğretmen olan Kemal Ferdi Burcuoğlu, Kurtuluş Savaşında 4. Tümen Topçu Alayı 1'inci Bölükte asteğmen rütbesiyle zabit vekili olarak görev yapmıştır. Kardeşi Osman Ziya Bey gibi Kemal Ferdi Bey de Kurtuluş Savaşı sonrasında TBMM kararıyla kırmızı şeritli İstiklal Madalyası ile onurlandırılmıştır. İleri düzey Fransızca bilen; edebiyatı, okumayı, yazmayı çok seven Kemal Ferdi Bey, aynı zamanda keman da çalan sanatçı bir kişiliğe sahiptir. İzmir Erkek Muallim Mektebi’nden arkadaşı Mahmut Özay ile beraber derledikleri 1952 yılında yayınlanan “Kırklar Meclisi” adında bir eseri daha vardır. Ayrıca Türk Dili Gazetesi'nde yazıları yayınlanmıştır. 18 Mart 1953 Yenice-Gönen Depremi’nde Gönen Şehir Kulübünde kitap okurken göçük altında kalan Kemal Ferdi Bey, daha sonra Bandırma’ya taşınmış ancak göçük altında kalmanın neden olduğu sağlık sorunları nedeniyle 10 Temmuz 1953 tarihinde vefat ederek Bandırma’da son yolculuğuna uğurlanmıştır.

Gönen’in köklü ailelerinden Ispartalıoğullarından Elmas Hanım ile evli olan Kemal Ferdi Bey’in Zehra Necla Güneş, Yıldız ve Aysu adında üç kızı vardır. Kızları da vefat etmiş olup: Sevil İslamoğlu, Tayfun Alatlı, Levent Alatlı ve Azize Ufuk Varol Nalbur adında dört torunu hayattadır.

Gönen ve Ömer Seyfettin

Kitabı yayına hazırlayan Tarih Eğitimi Uzmanı Samet Arıker eserin 1946 yılında yazılması nedeniyle tarihi önemini vurgulamaktadır.

Gönen’in düşman işgalinden kurtuluşunun 100. Yılı anısına yayınlanmıştır.

Yazar Gönen Tarihi bölümünde İsmail Hakkı Uzunçarşılı’dan Evliya Çelebi'den faydalanıp T. Turan (Turhan Turhanoğlu olabilir)'a dair iki belgeden faydalanmıştır.

İlerleyen bölümlerde Gönenli önemli şahsiyetler, İstiklal Harbinde Gönen, Gönen Folkloru, Gönen’in yöneticileri ve Ömer Seyfettin’den bahsetmektedir.

Kitapta ayrıca 92 tane Gönen’de söylenen maniye yer verilmiştir.

Gönen'in İLK FOLKLORİK TARİH çalışması olan eserin sonunda Gönen’e damga vurmuş yirmi bir önemli şahsiyetin bulunduğu fotoğraflar bölümü vardır.

Güney Marmara Kültür Platformları Birliği üyeleri tarafından bir sahafta bulunan bu eser, Gönen Belediyesi tarafından satın alınmış, Samet Arıker tarafından yayına hazırlanmış ve Ceren Kitabevi tarafından basılmıştır.

 

Osmanlı Tarihi Ve Tarihin Paradigmik İlkeleri -Xxıx-

 

 

 

                                                                                                                         Mustafa ÖZCAN

 

 

Bu dizinin son iki deneme Aydınlanma Çağı’nın bir sonucu ve bir bilim kimliği ile uzantısı olan antropolojinin alt dallarından bir olarak, insanın yazı öncesi dönemlerine ait bulgular bağlamında maddi kültürel varoluş prehistorya tarihöncesi perspektifinden bakarak Osmanlı ve paradigmik ilkeler konusu için çıkarılabilecek ipuçlarını bulmaya çalışacağım.

Ama ilkin, gene dizinin tüm makalelerinde olduğu gibi ele alınan denemede ilkeler e ipucu vermesi yönü ile incelenen konuya yönelik olarak kısa bir bilgilendirme sunmakla yazıya başlamak istiyorum.

Denemenin başındaki tanımlama ya bakıldığında tarihöncesinin (1) sona eriş tarihi yazının bulunuşuna dek sürdüğünden bu durumun kıtalara ve bölgelere göre son derece değişken olması gerektiği kolayca anlaşılır. Örneğin tarihöncesinin bitiş tarihi, Aşağı Mezopotamya Sümerler için 5500 yıl öncesine dek giderken, Yeni Gine’nin yerli halkları içinse sadece 100 yıl kadar önceye dayanır.

Öte yandan, antropolojinin, böylece de tarihöncesinin de kurucusu olarak bilinen Danimarkalı antika-bilimcisi Christian Jürgensen Thomsen (2) tarihöncesi için, üçlü bir düzen ile hem bol olmaları hem de binyılları aşan dayanıklılıkları nedeni ile arkeolojik kazılar da kolayca bulunabilen yapıntı malzemeleri taş, bakır ve demir e dayanan bir bölümlendirme dönemleri tanımı yapmıştır.

Günümüzde teknoloji veya araçsallaşma olarak da ifade edilen insanoğlu doğa ve nesneler ile olan ilişkileri sonucunda bulgulayarak kullandığı, maddi kültür diye adlandırılan yapıntısal şeyleri temsil eden teknik olgu kadim geçmişe yönelik olarak incelenmesinin gerekliliği konusundaki ilk düşünceler 16. Yüzyıl coğrafi keşifler

16. Yüzyıl coğrafi keşiflerle yeni bulunmuş yerlerden Kitab-ı Mukaddes ’te hiç söz edilmemiş olmasının Avrupalı entelektüeller arasında yarattığı şok hali, tarih yazı önceki döneminin de etraflıca araştırılması gerektiği fikrinin doğuşuna temel etken olmuştur. Bu çığır açıcı gelişme, toplumdaki dinsel gökselliği otoritesine karşın bilimsel yerselliğin dar çap ta da olsa daha başlangıçta embriyonik yerleşik düşünce haline gelmesine yol açarak 17. Yüzyıl bilimsel devriminin tetikleyicisi de olmuştur...

Ayrıca diğer bir taraftan da, insanoğlunun tarihöncesi konusu, antikacılar için eski sikke ticareti işi ve meraklılar, entelektüeller ile aristokrat koleksiyoncular nümizmatik hobisi faaliyeti şekline bürünüp bilimsel alanın dışındakilerin de ilgisini çekerek uzun dönemler boyunca genel in gündeminde kalarak Avrupa’daki önemini 19. Yüzyıl ortalarına dek sürdürmüştür.

19. Yüzyıl ortasından itibarense tarihöncesi Avrupa ’da üzerinde hüküm süren devrimci atmosfer in tetiklediği maddeci düşünce etkisi bilimsel nitelik kazanma yoluna girmiştir. Bu süreçte, giderekten efsaneler den arkeolojik kazılar yönelen çalışmalar sonucunda da tarihöncesi gözlemsel bulgulara dayanan bilimsel disiplin kimliğine kavuşmuştur.

Gene tarihöncesi antropoloji kimliği altında olarak, bu dönem süresince jeoloji ve evrimsel biyoloji ile birlikte gözlem ve deney in dinsel dogma ya olan bariz üstünlüğünün sonucunda Batı entelektüelliğinin özü olan göksel hümanizm yersel hümanizme dönüşümünü de sağlamıştır. Böylece de 19.-20. Yüzyıl kavşağında, insanoğlu iki buçuk milyon yıllık geçmişinin holistik disiplini olması niteliğinin sahipliği ile öne çıkan tarihöncesi bilim düşüncesi Batı dünyası yerleşik egemen anlayış olarak derinliğine nüfuzunda en çok etken olan jeoloji, evrim antropoloji sonuncusunun en kritik özellikteki alt disiplini olarak temayüz etmiştir.

Ve bu süreçte tarihöncesi, 20. Yüzyıl sonu ile 21. Yüzyıl başı arasındaki dönemde paleo-genetik ve nüfus genetiğinin ortaya koyduğu bulgularla sosyal ve beşerî bilimler deki merkezi konum u ve multi-disipliner karakteri ile artık sadece akademik camia entelektüel dünya kritik önem bilimsel işlev görmeye başlamıştır (3)

________________

(1) Bu konuda Wikipedi’nin yetersiz olsa da https://tr.wikipedia.org/wiki/Tarih%C3%B6ncesi sayfasına veya daha olan Wikipedia’nın